Yazı Detayı
13 Temmuz 2021 - Salı 06:18 Bu yazı 139 kez okundu
 
Ne oldun, ne olacaksın?
Hidayet Oktay | Halk Kütüphanesi Müdürü
 
 

Dünyada ki bütün insanlar eşit doğarlar. Doğduktan sonraki eylemleri ile kendi yaşamlarını, yol haritalarını çizerler. Bazı insanlar boş gezerken bazı da ömür boyu çalışıp çabalamışlardır. Bu yaşam yolunda karşımıza birçok etmen çıkacaktır. Bizler karşımıza çıkan olayları, etmenleri nasıl değerlendirdiğimizle geleceğimize yön vereceğizdir. Önemli olan anı değerlendirip geleceğe güvenle bakabilmektir. 

Çalışan, çabalayan, üreten elbette dünyada bir takım değerlere ulaşacaktır. Parası, malı, mülkü, olduğu gibi sosyal çevresi de kendince gelişecek, büyüyecektir. Bizler değer yargılarımızı sağlam tuttuğumuz sürece, geleceğimiz güzellikler içinde olacaktır. Belki bugün para kazanamayacağız ama gelecekte çok daha fazlasını kazanabiliriz. Önemli olan yaşam yolundaki değer yargılarımız, dostluk bağlarımızdır. Siz siz olun dostluklarınızı, değerlerinizi sağlam iplerle birbirine bağlayın. Öyle en küçük rüzgârda kopup ayırmasın sizleri. 

 

“ Genç adam iyi bir terziydi. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı vardı. Sabahlara kadar uğraşıp didinir yine de pek az para kazanırdı. Çok soğuk bir kış gecesi dükkânını kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuştu. Artık ne bir işi var ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamıştı. Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamadığı için ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuştu kendini. Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yoktu. Bir sabah iş arayacak derman kalmamıştı bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam; ‘Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer’ diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın  üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar; ‘Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?’ diye düşünmeye başlamış. Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş.
Yaşlı işadamı terzinin yanına yaklaşıp; ‘Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim’ deyince, genç terzi;  ‘Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş’ diye yanıtlayınca. Yaşlı adam bu cevaba hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş. Bunun üzerine yaşlı adam;
‘Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?’ diye sorunca, soğuktan titreyen adam; 
‘Ben terziyim ve işimi severim’ genç adamın söylediklerini dayan yaşlı adam;
‘Benimle gel, hayat hikâyeni yolda anlatırsın’ diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkân açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında da tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş.
Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da terziye desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış.
Terzi artık ‘Ünlü işadamı’ diye anılır olmuş. Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş. Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra
terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkân kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş. Ve başlamış anlatmaya;
‘Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş.
Bülbül ona ‘Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın’ demiş. Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış. Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış.
Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın…’ Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş…”

 

Dostluk, değer yargısı, vefa ipleriniz güçlüyse belki gününüzü kurtaramazsınız ama geleceğinizi kurtarmış olursunuz. Yeniden düşünün günlük işlerinizi. Kırmayın dostlarınızı, arkadaşlarınızı, büyüklerinizi. Unutmayın değer yargısını kaybedenler gelecekte bütün değerlerini kaybederler. Geleceğinizin güzel olması için yüreğinizin güzelliklere açılması lazım. Yüreğinizin güzelliklere azılması içinde değer yargılarınızın ipleri sağlam olması gerekir. Rüzgârda değil en şiddetli fırtınada, boranda bile kopmadan sizi değerlerinize bağlı tutması gerekir. Dostluk, arkadaşlık, vefa, saygı, sevgi ipleriniz hiçbir zaman hiçbir şekilde kopmasın. 

 
Etiketler: Ne, oldun,, ne, olacaksın?,
Yorumlar
Haber Yazılımı