Yazı Detayı
25 Nisan 2020 - Cumartesi 15:10 Bu yazı 4036 kez okundu
 
İman nimeti
Abdullah EROĞLU | Manavgat Müftüsü
abdullaheroglu.055@gmail.com
 
 

İman: sözlükte; inanmak, güvenmek, bir şeyi gönülden, gönül huzuru ile benimsemek, içten yürekten inanmak demektir. 

 
Dini literatürde İman; Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in Yüce Allah’tan getirdiklerinin doğru olduğunu kabul edip, gönülden inanmaktır.  

Cibril hadisinde de ifade edildiği gibi: "İman; Âllah'a, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe (öldükten sonra dirilmeye), kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır." 

İman, gaybidir, yani görmeden inanmaktır. Bizler Allah’ı bu dünyada görmeden iman ettik. Peygamberimizi, Melekleri, Ahireti görmeden iman ettik. 

Peygamber Efendimiz'in zamanında da diğer peygamberlerin döneminde de, Allah’ın kendilerine peygamberleri aracılığıyla gösterdikleri nice mucizeleri gözleriyle görmelerine rağmen inkâr etmeleri, imanın bir nasip olduğunu da bize gösteriyor. 

Kur’an-ı Kerim'de Yüce Allah; "Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?" buyurmaktadır (Yunus -99).
 
Hatta peygamberlerin en yakınlarından, baba, eş, çocuk ve akrabalarından iman etmeyip inkarı tercih eden kimseler vardır. İbrahim (a.s)’ın Babası, Lut (a.s)’ın eşi, Nuh (a.s)’ın oğlu, Peygamber Efendimiz (sav)’in amcası bunlara örnektir. 

İman, teslimiyettir. Boyun eğmek, kabullenmek demektir. Şüphe etmeden tereddütsüz itaat etmektir.  

İçki ayeti nazil olduğunda, bütün ashabının, tereddüt etmeden, evlerindeki içkilerini dökmeleri teslimiyetin nasıl olduğuna güzel bir örnektir. 

İman, bir insanın sahip olabileceği en büyük hazinedir.  
Bir insan, iman sahibi olsa, ancak dünyalık namına hiçbir malı mülkü, makamı mevki si olmasa da Allah katında kıymeti değeri vardır. Bunun aksine, bir insanın imanı olmasa, ancak dünyalık namına malı mülkü, makamı mevkisi, hatta insanlar nezdinde itibarı da olsa Allah katında bir değeri yoktur. 

İnsan Allah tarafından bir gaye ve amaç için yaratılmıştır. Bu husus Kur’an-ı Kerimde Zariyat Süresi 56. Ayetinde bildirilmektedir. ‘‘Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.’’ 
İnsanın yaratılış gayesi kulluktur. İşte İman, Allah’a yaratılış gayesine uygun yaşamaya dair insanın sözüdür. Kulluğun yapılması imana bağlıdır. 

İman, bir gaye, bir amaç için yaşamaktır. Bu, Rabbimizin rızasını kazanmaktır. 

İnkar, İnançsızlık ise, yaratılış amacını gayesini unutmaktır. Dünyayı sadece yeme içme yeri, gezip dolaşma, nefsani arzuları tatmin yeri olarak görmek ve bu uğurda yaşamaktır. 
Esasında İnsanın Fıtratında, Mayasında, kodlarında Allah’ın varlığına birliğine iman vardır. İnsan yaratılış itibariyle lekesiz, tertemiz, iman ve İslâm'a en müsait bir hüviyette doğar. 
Ancak insan, öncelikle anne babasının etkisi, aldığı eğitim, çevresinin etkisiyle fıtratına aykırı tercihlerde bulunabilir.  
Peygamber Efendimiz (SAV)’in  “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar”  diyerek buyurduğu hadisi bu gerçeği ifade eder. 

İnançsızlık, inkâr, küfür ve nankörlüktür. 

İnsanın yaratılışının hikmeti imtihandır; İmtihanı başarıp başaramamasına göre muamele görecektir. 
Biz bunu Allah’ın kelamı Kur’an-ı Kerim'den ve Peygamberimiz'den öğreniyoruz. Allah yarattığı ve sorumlu tuttuğu insana, doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü öğretmiştir. Hatta Kur’an-ı Kerim'de rehber, peygamber gönderilmeyen hiçbir topluluğun olmadığını bildirmektedir.  

Bundan sonra imtihan söz konusudur. İmtihanın ilk sorusu, iman – inkâr tercihidir.  

İmanı tercih eden, sonuçta imtihanı kazanacak, inkârı-küfrü tercih eden de imtihanı kaybedecektir. 

İmanı tercih etmek, geçmişte olduğu gibi bugün de birçok zorluğu kabullenmek demektir. İlk Müslümanlara yapılan eziyetleri, hakaretleri hatırlayalım. Bunun benzerleri hatta daha kötüsünün bugün, dünyanın birçok yerinde var olduğunu görüyoruz. İşte Myenmarda, Filistinde, Hindistanda, Doğu Türkistanda yaşananlar. 

Ancak Allah, imanı tercih eden müminlere, dayanma gücü veriyor, bu uğurda canından olanlara da ölümsüzlüğü lütfediyor. Şehitlik ölümsüzlüktür. 

İnsanı iman etmekten engelleyen birçok sebep vardır. Bunların en önemlileri, CEHALET, KİBİR, NEFİS, ŞEYTANIN ALDATMASI, HASED, KİN, İNAT, YANLIŞ YÖNLENDİRME, ASİLİK. 
Bu sebepler veya benzerlerinin peygamberimiz döneminde de olduğu biliyoruz. 

Yaşadığımız bu zamanda; özellikle, gençlerimizi, İslam’a 1000 yıldır hizmet edip, bayraktarlık yapan necip milletimizin çocuklarını, gençlerini öz değerlerinden, koparmaya, uzaklaştırmaya çalışan mihrakların olduğu bir vakıadır. Bunu yaparken de bir takım akıl mantık yürütmeleri kullanılıyor.  
Ateizm, Deizm, Satanizm gibi zararlı akımlarla kendilerini gizleyerek, çocuklarımızın gençlerimizin imanını zedelemeye çalışanlar var. Bu konuda anne babalara, Devletimizin ilgili kurumlarına ve biz din görevlilerine büyük sorumluluklar düşüyor. 

Salgın nedeniyle evlerimizden çıkmadığımız bu günler, çocuklarımızla, gençlerimizle kaynaşma, anlama, soru ve sorunlarını dinleme adına büyük bir fırsattır.  

İnsan, Allah’ın en güzel bir şekilde yarattığı, akıl-irade nimetiyle donattığı, yeri ve gökleri hizmetine sunduğu ve halifem dediği sorumlu bir varlıktır. 

İnsanın sorumluluğu, öncelikle kendini yoktan var eden, rızık veren, yaşatan ve can emanetini zamanı geldiğinde alan Allah’ı tanımasıdır. Allah’a inanması, itaat etmesi ve güvenmesidir. 

Bu sorumluluğu yerine getiren kimse için ibadetleri yerine getirmek, Allah’ın diğer emir ve yasaklarını yerine getirmesi hiç de zor gelmeyecektir. Bu sorumluluk tam manasıyla yerine getirilmemişse ibadetler de diğer vazifelerde insana zor gelir.  

Allah’ın insana verdiği sayısız nimetler vardır. Kur’an-ı Kerim'de bu nimetlerin çokluğuna dair saymaya kalksanız sayamazsınız deniliyor. Sağlık, mal mülk, evlat, el, ayak bunların her biri nimettir. 

Ancak nimet olarak bizim için en önemlisi İman Nimetidir. İman, Allah’ın takdirinde, O’nun elindedir.  

Allah, kime imanı nasip etmişse, o kimse büyük bir hazineye sahip demektir. Çünkü Mümin, imanı sebebiyle, Allah’ın koruması ve güvencesi altında demektir.  

Öyleyse biz müminler, Rabbimizin bu nimetini tüm gücümüzle korumalıyız. İmanla yaşayıp imanla ölmeyi arzulamalıyız. Bunu başarmak büyük bir şereftir. Kur’an-ı Kerimde Yüce Allah; "Allah’tan nasıl olması gerekiyorsa öylece saygıyla korkun, Müslüman olarak ölmeye çalışın" (Ali İmran-102) buyuruyor. İşte bizim en önemli derdimiz bu olmalı. 

Allah cümlemizi imanla huzuruna aldığı bahtiyar kullarından eylesin.  

İman öyle bir nimettir ki, geçmişimizi temizler. 

Peygamber Efendimiz (SAV), İslam ve hicret, geçmişte yapılmış tüm hata kusur ve günahları siler buyurmuştur. 

İman öyle bir nimettir ki; sahibini hayra, iyiliğe doğruya ve doğruluğa sevk eder. 

Tıpkı bir bardak suya dökülen bir damla mürekkep gibi insanın hücrelerine kadar insanın faydasına bir dönüşüme sebep olur. 

Buna dair en önemli örneklerden biri, İslam öncesi, cahiliye dönemi bedevi Arapların uygulamalarında ki İslam sonrası değişim ve dönüşümdür. 

Kendi kız çocuğunu kuma, toprağa diri diri gömen, 
Kadına bir eşya muamelesi yapan,  
Renginden dolayı insanları hor hakir gören, 
Fakirleri, yoksulları, güçsüzleri sofrasına dahi oturtmayan bir toplum, 
İman nimetiyle buluştuktan sonra, tüm dünyaya örnek olacak şekilde, insani değerlere sahip olması, kardeşliği, barışı, merhameti, adaleti tercih etmesi, kendi ihtiyacı olsa dahi elindekini başkasıyla paylaşması, isar, ensar muhacir kavramlarını dünyaya kazandırması îman nimetinin etkisini bizlere anlatıyor. 

Bunun olmasında en önemli etken samimiyettir.  
Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifinde "Din Samimiyettir" buyuruyor: 
Kime samimiyet, Allaha, peygambere, Kurana, Müslümanlara ve yöneticilerine samimiyet. 

Yüce Allah Asr süresinde de İman edenlerin hüsran olmayacaklarını bizlere bildiriyor.
  
Bize düşen, İmana çağıran münadiye-Peygamberimize kulak verip, işittim iman ettim diyerek imanın gereğini yapmaktır. İmanın gereği iyi insan olmaktır. Bu da, salih ameller yapmakla mümkündür.  

Salih amel; Allahın ve Resulunun yolunu takip etmektir. Emirlerini ihmal etmemek, yasaklarından kaçınmaktır.  

İman, bizim en büyük gücümüzdür. Akifin şu mısraları ne güzelde ifade ediyor: 
İmandır o cevher ki ilâhi ne büyüktür 
İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür 

İstiklal Marşımızda da bu güce işaret vardır; 
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, 
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var 
Ulusun korkma nasıl böyle bir imanı boğar 
Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar 

Hz İbrahimi Nemrutun yaktığı ateşten kurtaran İmandı, 
Hz Musayı Firavunun zulmünden kurtaran İmandı, 
Yusuf (AS) zindandan kurtaran imandı, 
Ashabı Kehf gençlerini zalim hükümdarın karşısına cesaretle çıkaran imanlarıydı, 
Bedir Harbinde kendinden kat kat fazla orduya galip getiren imandı, 
Ecdadımıza fetihler nasip eden imanlarıydı, 
Milletimizi; Malazgirtte, Kurtuluş Savaşında, 
Sakaryada, Çanakkalede muzaffer kılan imanlarıydı. 
15 Temmuz hain darbe girişiminde Aziz Milletimizi cesaretle sokaklara döken, hainlere fırsat vermeyen, teröristleri mağlup eden imandı.    

Bizler İman Nimeti sayesinde;  
İnşaallah, Allah’ın vadettiği nimetler içinde ebedi bir yaşama kavuşacağız, 
Başımıza gelen her türlü hastalık, sıkıntı bela ve musibetlere sabredeceğiz, 
Bu dünyanın geçici olduğunu, ebedi yaşamın ahirette olduğunu anlıyoruz, 
Gücünün üstünde bir güç olmayan, Her şeyin sahibi Allah’ın koruması altına giriyoruz. 
Dünyada haksızlığa uğrasak ta, ahirette hakkımızın iade edileceğini biliyoruz. 
Zalimlerin dünyada yaptıklarının yanına kâr kalmayacağını biliyoruz. 
Kardeşliği, sevgiyi, tüm canlılara merhameti, öğreniyoruz, 
Mazluma, yetime, fakire, yoksula yardımı öğreniyoruz. 
Ensarı muhaciri, iman sayesinde kavrayabiliyoruz. 

Allah İman nimetini muhafaza edebilmeyi bizlere nasip eylesin.

 
Etiketler: İman, nimeti,
Yorumlar
Haber Yazılımı