Yazı Detayı
24 Mart 2021 - Çarşamba 11:54 Bu yazı 1887 kez okundu
 
Çocuklarımız geleceğimizdir
Hidayet Oktay | Halk Kütüphanesi Müdürü
 
 

(Lütfen bütün anne - babalar okusun, dostuna arkadaşına okutsun)
Dünyanın en güzel varlıklarıdır çocuklarımız. Eksiği, fazlası, güzeli, çirkini, kusuru ile onlar bizim değerlerimizdir. Onlar için neler neler yapmayız ki? Ama en önemli yapmamız gerekeni bencilliğimiz yüzünden yapmayız. Onların çocukluğunu yaşamalarına bilmeden engel oluruz. Çocukluğunu yaşamayan çocuklar gelecekte başarılı olabilir mi? olamazlar. Çocuklarımız çocukluğunda mutlu olacaklar ki gelecekleri de mutluluklarla dolsun. 
Siz anne babalar (Özellikle anneler) unutmayın çocuklarımız sizin vitrininiz değildir. Onları birer başarı göstergesi olarak kullanmayın. Bırakın sınavlarında başarısız olsun ama mutlu olsunlar. İnanın gelecekte o çocuk mutlaka başarılı olacaktır. Yeter ki sizler çocuğunuzla zaman geçirin, onun mutlu bir çocukluk yamasını sağlayın. Bırakın çevreniz sizi kınasın, hiç önemli değil. Onlar unutulur gider ama çocuğunuzun mutluluğu baki kalır. 

 

“Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, ‘Bir insanın anavatını çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.’
Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:
“Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, ‘Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.’ Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm;‘Ben, çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm. Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?’
“Hayır, neden?”
“Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. ‘Oğlum bugün ödevini yaptın mı?’ Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, ‘cık’ sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, ‘Niye yapmıyorsun ödevini!’ diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.”
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti;
“Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. ‘Ben ne biçim babayım!’ diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.”
“Radikal bir karar!”
“Evet, uçta bir karar, ama bu karar bana huzur getirdi, çok iyi geldi, hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyleböyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ilgili pek bir çaba, bir bilinç davranış göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.”
“Eşiniz ne dedi?”
“Hocam biliyor musun ne oldu?”
“Ne oldu?”
“Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, ‘Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.’”
“Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!”
“Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.”
“Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?”
“İşte onun dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve ‘Hayır!’ anlamına gelen ‘cıkk’ dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum.
Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti.
‘Ne büyük tehlike!’ diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.”
“Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!”
“İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul yönetimi, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, ‘Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,’ demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.”
“Eşiniz gelmek istemedi!”
“Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve sıranın en arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum.
En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.
Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. ‘Çok mu kötü hocam?’ diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. ‘Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?’”
“Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?”
“Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. ‘O kadar mı kötü?’ diye sordu. Ona da cevap veremedim hocam! Ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım.
Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.”
‘Gel seni yeniden kucaklayayım!’ dedim. Kucaklaştık.
‘Çocuklar gülsün diye!’ yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonundabüyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler.”(*)


Çok zor değil insanın çocuğu ile vakit geçirmesi. Anneler sizler yapamıyorsanız, babalar sizler en azından çocuğunuzla günün birkaç saatini birlikte geçirin. Eğer yine de olmuyorsa yatarken birlikte yatıp birkaç dakika oğlunuzla-kızınızla konuşun çok şey fark edecektir.  Anneler sizler de bırakın ev işlerini çocuklarınızla birlikte zaman geçirmeye bakın. Evet, çalışan anne - babalar için zor ama o çocuklar bütün gün sizin gelmenizi bekliyorlar. Unutmayın belki farkında değilsiniz ama birde kendinizi o çocukların yerine koyun. Sizler çocuklarınızı sadece güldürün yeter sonrası zaten gelir. Unutmayın güldürmek zordur ama ağlatmak çok kolaydır. Güldürmeyi deneyin, zoru başarın siz de güleceksiniz.
(*)Doğan CÜCELOĞLU

 
Etiketler: Çocuklarımız, geleceğimizdir,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
31 Mayıs 2022
Gelecek
585 Okunma.
24 Mayıs 2022
Nasıl bakarsan öyle görürsün
318 Okunma.
17 Mayıs 2022
Umutlar çocuklarda temizdir
305 Okunma.
14 Nisan 2022
Önce insanı düzelt
1116 Okunma.
05 Nisan 2022
Gerçek
380 Okunma.
22 Mart 2022
Korku
444 Okunma.
08 Mart 2022
Korku- 1
549 Okunma.
02 Mart 2022
Kıl dönmesi
672 Okunma.
15 Şubat 2022
Her işi ehilne bırakın
671 Okunma.
25 Ağustos 2021
Bir şey olacağım diye uğraşmayın bir şeyler yapın
1716 Okunma.
18 Ağustos 2021
İnanç
1211 Okunma.
10 Ağustos 2021
Çalışan kazanır
994 Okunma.
27 Temmuz 2021
Asıl varsıllığınız elinizdeki değerinizdir
1060 Okunma.
13 Temmuz 2021
Ne oldun, ne olacaksın?
987 Okunma.
06 Temmuz 2021
Misafir en büyük değerdir
975 Okunma.
30 Haziran 2021
Hayatın anlamı
1104 Okunma.
23 Haziran 2021
Dört mahalle
984 Okunma.
18 Haziran 2021
Ben ne yaptım demeyin
996 Okunma.
07 Haziran 2021
Allah rızası
1034 Okunma.
01 Haziran 2021
Rekabet- Sen zaten değerlisin
1029 Okunma.
24 Mayıs 2021
Vermesini bilebilmek
1019 Okunma.
18 Mayıs 2021
Benim bir adam var
1113 Okunma.
10 Mayıs 2021
İki seçenek
1120 Okunma.
27 Nisan 2021
Huzur gürültü patırtı içinde yakalanıyorsa değerlidir
1182 Okunma.
19 Nisan 2021
Huzur
1479 Okunma.
14 Nisan 2021
Mutluluk parada değil bireydedir
1397 Okunma.
01 Nisan 2021
Evlilik
2269 Okunma.
16 Mart 2021
Baba ile kızı
2400 Okunma.
09 Mart 2021
Çocuklar Sevgiyle büyür
3007 Okunma.
01 Mart 2021
Çocuklar en büyük hazinemizdir
2872 Okunma.
22 Şubat 2021
Ayak ile yürek
2377 Okunma.
15 Şubat 2021
Anne yemeği -Seni seviyorum anne-
2158 Okunma.
08 Şubat 2021
Aile mutluluğu
1601 Okunma.
05 Mayıs 2020
Coronavirüs günlerini okuyarak değerlendirelim
32087 Okunma.
17 Ocak 2020
Tatili değerlendirmek
3090 Okunma.
28 Eylül 2017
Her şey göründüğü gibi değildir
9893 Okunma.
23 Eylül 2017
Ustalık farklıdır!
3785 Okunma.
16 Mart 2017
Çocuklar en büyük hazinemizdir
4404 Okunma.
Haber Yazılımı