Yazı Detayı
07 Aralık 2018 - Cuma 10:22 Bu yazı 584 kez okundu
 
Yazmak Üzerine
Sevinç Şahin
svnc.shn@gmail.com
 
 

"Yazı yazmak da hırstan başka ne idi?

Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim.

Hırs hiddet neme gerekti?

Yapamadım.

Koştum tütüncüye, kağıt kalem aldım oturdum.

Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım.

Kalemi yonttum.

Yonttuktan sonra tuttum öptüm.

Yazmasam deli olacaktım." Demiş, Sait Faik Abasıyanık

Yazının, insanlık kadar eski olduğu inancındayım ben. İnsan yaratıldığı andan beri kalemi ve yazmayı biliyordu. Mağara adamı hikayelerinin benim düşüncemde hiç yeri yok. İnsan kendini ifade etme ihtiyacını yaratıldığı ilk günden duymuştur ve onu Yaratan da ona "kalemle yazmayı" öğretmiştir.

Peki insan, yazmaya neden bu kadar meraklıdır acaba? Sait Faik, deli olmamak için yazdığını söylüyor. Ben, düşüncelerimin beynimde kalarak kokuşmaması için, açık havada gezinsinler diye yazıyorum. Bir şeyi kapalı alanda fazla tutmak iyi değildir, çürüyebilir. Bu işin esprisi tabii ki. Yazmak, düşünen bir insan için kaçınılmaz bir eylem olarak ortaya çıkar. Yazmanın temelinde yatan unsur düşünmektir. Düşünmeden konuşmak diye bir durum varken, düşünmeden yazmak diye bir durum yoktur. Belki yanlış düşünülmüş bir durumun varlığından söz edilebilir.

Yazmak isteğinin oluşmasının bir eğitim, bir bilgi birikimine ihtiyacı yoktur. Deneyim, iyi bir gözlem yeteneği ve analiz edici düşünme becerisi, hayal ile birleştiğinde, yazmak kaçınılmaz olur. Yazar kişilerin en belirgin özelliği "görme" dediğimiz ve hepimizde var olan duyunun onlarda en üst safhada işliyor olması ve bu görme duyusunu diğer bütün duyularla koordine etme yeteneğine sahip olmalarıdır.

İnsan, böyle donanımlara sahip olunca haliyle belirli bir zamandan sonra, tüm bu duyumsamaların ağırlığından kurtulmak ve onları kendi dışında, karşısında görebilmek için yapabileceği en doğru yolu seçer ve yazmaya başlar. "Seçer" derken bazı insanların bu seçme konusunda başarısız olduklarının da üstünü çizmek istiyorum. Bu tip insanlar, kendi kendilerine engel olmayı bir davranış biçimine getirmiş insanlardır. Hayatlarında ki birçok meselede de bu alışkanlıklarını sürdürürler. Aslında yazmak onları iyileştirecek tek dermandır. Ama farkına varana kadar bazen iş işten geçer. Kimileri ise şanslıdırlar, bir şey onlara farkındalık kazandırır ve daha önce nasıl yazmadan yaşadıklarına şaşarlar.

Yazmak, yukarıda belirttiğim gibi duyuların son safhada çalışması sonucu insanda meydana gelen bir eylem olmasının yanı sıra, aynı zamanda, yaşanan, görülen ya da görülmeyen her şeye karşı insanın duruş sergileme gayretidir. Yazmak bir devrimci eylemidir kısaca. Sizin, insan olarak gerek içinizde yaşadıklarınızla gerek dışarıdan kuşatıldıklarınızla bir zorunuz varsa işte o zaman da yazmadan duramazsınız. Bu yazış, bir devrimi gerçekleştirme çabasıdır. İnsanlığın en onurlu eylemidir.

Yazmaya bir kere başlayan insan için artık bu vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelir. Yaşamanın ve var olmanın temel unsurlarından biri olur. Birçok yazarın varlık sebebi, yazabilmektir. Şimdi böyle söyleyince, her yazan kişi illaki, yazar olarak anılacak derece yazmak, kitaplar çıkarmak zorunda mıdır, diye bir düşünce takılıyor insanın kafasına. Benim naçizane kanaatim, bu düşünceye olumsuz bir cevap üretiyor. Elbette ki hayır, insan yazdıklarını isterse paylaşır, istemezse paylaşmaz. Bazen bazı düşüncelerimizi sadece kendimiz için dile getirir, yazarız. Bazen de bunu herkesin bilmesini isteriz. Fikirlerimizi paylaşmak, gördüklerimizi, göstermek, htiklerimizi htirmek isteriz. Çünkü bizim, bizim gibi düşünen, gören, hisseden insanlara ihtiyacımız var. Çünkü aksi halde içine düşeceğimiz yalnızlık ve anlaşılamamak düşüncesinin bizi boğmasına seyirci kalmamız gerekebilir. Bu hiç bir insan için istenecek bir son değildir.

 
Etiketler: Yazmak, Üzerine,
Yorumlar
Haber Yazılımı escort istanbul istanbul escort porno izle sex hikaye porno indir türk porno escort