Yazı Detayı
06 Ağustos 2019 - Salı 10:14 Bu yazı 134 kez okundu
 
Konuşmak mı, söylenmek mi
Sevinç Şahin
svnc.shn@gmail.com
 
 

Bu insanlık her zaman mı böyleydi, merak ediyorum. Herkes söyleniyor. Adam gibi konuşan derdini anlatmaya çalışan, sevincini dile getiren yok. Adamakıllı konuşamıyorsunuz kimseyle.

İşim sebebiyle şehirlerarası yolculuk yapar gibi, Kartal'dan Mahmutbey’e mekik dokuyorum yarım yıldır. Metrodur, otobüstür, vapurdur, tramvaydır, minibüstür binmediğim vasıta kalmadı. İster istemez, milletin dır dırlarını dinleyip duruyorum.

"Dır dır" diyorum çünkü öyleler. Şimdi çıkıp diyebilirsiniz; "Ya hu insan her zaman da gerekli şeyler konuşmaz ki" Haklısınız, ama bu konuşmalar da dır dırlanarak yapılmak zorunda mı? Yanında biri olan yanındakiyle, olmayan da (teknoloji sağolsun) telefonuyla, bu hususta adeta bir rekor kırma gayretindeler.

Öyle ya da böyle, söylenmeden yaşamayı öğrenmeliyiz. Söylenmek, sonu olmayan bir kuyuya taş atmak gibidir. Kulağı tırmalayan kapı gıcırtısıdır. Bozuk musluktan damlayan su sesidir. Dinmek bilmeyen diş ağrısıdır. Söylenmek, kazanabileceğiniz en kötü huylardan biridir. Etrafınızda kimse kalmasın istiyorsanız, başvuracağınız bir yöntemdir. Duymak nimetini külfete dönüştürmenin yollarından birincisidir.

Konuşmak insanoğluna verilmiş bir nimettir. Birbirimize ulaşmanın en güzel şeklidir. Gönlümüzden geçenleri dışa yansıtmanın en iyi yollarından biridir. Düşüncelerimizi ifade etmek için en etkili yöntemdir. Böyle bir nimet hiçbir yaratılmışa verilmiş değil, aynen akıl gibi.

İnsanların söylenme sebeplerinin en başında "kadere iman " meselesinin geldiğini düşünüyorum. Çoğumuz "bu bizim başımıza nasıl gelir?" sorusunun uyandırdığı duyguların etkisiyle söyleniriz. Nasıl söylenmeyelim ki, biz şuyuz, biz buyuz..."Kul" olmanın dışında farklı ölçülere sahip olduğumuz için, söylenir dururuz. Bunun da temelinin çocukken atıldığı iddiasındayım. Söylenmeden, zırıltı çıkarmadan ihtiyaçları giderilmeyen bir çocuk, büyüdüğünde de aynı şekilde ihtiyaçlarını giderme, derdini anlatma gayretine girer. Niye? Başka türlü kendisini duyan yoktur çünkü. Babanın, kazanılacak paraları, annenin görülecek işleri daima önceliklidir. Çocuk bekler... Yetişkinler sanır ki çocuk bu şekilde sabrı öğrenir. Fakat mekanizmanın öyle işlemediğini, huysuzlaşan ve bunu huy haline getirmek zorunda kalan çocuğunu görünce anlar. Ama iş işten geçmiştir.

İkinci bir sebebinde sürekli susturulmaya çalışılmış bir ulus olduğumuzdan kaynaklandığını düşünüyorum. Sus, büyüklere ayıp. Sus, fena olur. Sus, devlet duymasın. Sus, başına iş alma. Sus, geçer gider... Bu liste de böyle uzar gider.

Üçüncü sebebe gelince, bunun da kelime hazinemizin gitgide azalması gibi bir gerçek olduğu karşımıza çıkar. Az okuyan bir millet olmamız yanında, okuduğumuz o "az" olan kısmında, diz üstü edebiyatı ya da gazetelerin magazin içerikleri olduğunu hesaba katarsak, derdimizi söylenerek ifade etmemiz kaçınılmaz olur. Çocuklar konuşamadıkları dönemde kendilerini ağlayarak, huysuzlanarak ifade ederler ya, biz de aynen öyle davranıyoruz. Ve hatta öyle anlar yaşıyoruz ki, bir komedi filmine konu olmamak işten bile değildir. "Iıııı" lar, "eeee"ler, "şey"ler le dolu cümleler kurarız. Cebimizdeki üç beş kelimeyi bozdurur bozdurur harcarız...

Sizleri temin ederim ki, durumumuz hiç te hafife alınacak gibi değil. Dil, bir toplumun kültürünü gelece nesillerine aktarabilmesinin en etkili yoludur. Bu yol şu anda ağır hasarlıdır. Bu yolu onaracak mimarlara, mühendislere ihtiyacımız var. İşin ilginç tarafı, görsel yayınların fazlalaşmasının okuma alışkanlığını eksi yönde etkilediğini biliyoruz ama hazin olan bir hususta şu ki, bu nesil görsel okumayı da bilmiyor. Nasıl bu hale geldiğini ve çözüm önerilerinin konuşulduğu toplantılar yapılmalı ve bu meseleyi ciddiyetle ele alacak kurumlar hayata geçirilmelidir. Ya da gelecek nesillere kültürümüz yerine söylenmelerimiz miras kalacak.

 
Etiketler: Konuşmak, mı,, söylenmek, mi,
Yorumlar
Haber Yazılımı escort istanbul istanbul escort porno izle sex hikaye porno indir türk porno escort