Yazı Detayı
04 Ekim 2019 - Cuma 15:58 Bu yazı 45 kez okundu
 
HERŞEYİN HAKK’INI VERMEK- (AN’ın kulu=’VAKT’İN OĞLU’ olmak)
Dr. Ömer Hakan Yavaşoğlu
nehirgazetesi@hotmail.com
 
 

Mevlana’nın hayat düsturu edinilmesi gereken sayısız kelam-ı kibarlarından birisi de ” Dün geçmişte kaldı cancağzım, yarın meçhul, bugün ise yeni şeyler söylemek lazım” lafzıdır.Şimdi bu kelamı hakkıyla hazmedebilmek için zihinsel geviş getirelim beraberce. 
Geçmişte olup-bitmiş hadiseleri geriye dönüp de değiştirmeye hangimizin  gücü yeter? Ve dahi geçmişte olan-bitenlerin bedenlerimizde,zihin/gönül dünyamızda oluşturduğu tahribatı nasıl ortadan kaldırabiliriz? Na-mümkün değil mi? Olan-olmuş ve yaklaşık elli trilyondan  oluşmuş her birerlerimizin küçük bir kainat olduğu şu biolojik-bedenlerimizde metabolik-hücresel bombardımanların geçmişte oluşturduğu zararlarını hangi birimiz defedebiliriz. 
Peki ya gelecek ten kaçımız haberdar? Hz.Peygamber(SAV) Kur’an’da “Vallahi bana yarın ne olacağını bilmiyorum…”diye bildirmiyor mu?. Yani demem o ki hiç birimiz bilmediğimiz bir zaman dilimi için zihin/gönül dünyasına şerh koymamalı(meşgul etmemeli) değil mi? Bilinmeyen bir zaman dilimi için üzülmek, tebdirde ifrata kaçmak gibi davranışlar çok akıllıca olmasa gerek. Bakınız burada gelme ihtimali yüksek bir hastalık, felaket veya musibet için  “tebdir almak” bir zorunluluktur ikisini iyi tefrik etmek gerek(örn. Depreme dayanıklı yapılar inşa etmek, enfeksiyondan korunmak için bazı aşılar yaptırmak vb tabiki lazım).Mesela toplumumuz da çok yaygın olan “Panik bozukluk”bu konuya uyan bir örnektir .Aşırı şüpheci, korku ile ve güvensiz,sevgisiz büyümüş insanlarda oluşan “aşırı hassas /hiperaktif sempatik sistem” yani güvenlik sisteminin sürekli-alarmda olması, bilinmedik bir  gelecek için korkunun sonucu olarak biolojik –bedenlerimizin bilinçaltı-data bankımız tarafından bombardıman edilmesidir. Böylece meçhul bir geleceğe binaen, insan bedeninde olup-bitecek sayısız hastalık belirtiler önce zihninde ve sonrasında ise gerçek hücresel düzeyde bilmeden oluşturur insan ama farkına varamaz. 
Konuyu toparlamaya çalışırsak, özetle dün ve yarın için zihin/gönül enerjisi harcamak akıllı insanların işi değildir( otomatize olmuş bir ham-beyinlere ait fiildir) 
Peki  her AN önümüzde olan zaman dilimine nasıl odaklanmalıyız? Yani AN’ın kulu=Abd-ül vakt’da denilen(vaktin oğlu) kavramını nereye nasıl oturtmalıyız? 
Pratik yaşamdan örneklerle zihin inşamıza devam edelim yine: 
Sizin, şehirde çarşıda çok merkezi ve işlek bir işyerinde ticaret erbabı olduğunuzu düşünelim:  
Sabah işyerine gelmeden önce eşinizle bir konuda ciddi bir tartışma yaşadınız ve karşılıklı birbirinize kötü söz ve hakaretler yağdırarak evden öfkeyle çıktınız diyelim. İşyerinizi açmada hem zorlanıyor(kafanız allak bullak ,kafanız dağılmış, elleriniz titriyor ve tansiyonunuz fırlamış durumda) hem de kendi söylediklerinizi unutarak eşinizin söylediği ağır laflara takıldı zihniniz. Besmelesiz ve gönülsüz açmaya çalıştığınız ve dahi geciktiğiniz işyerinizin önünde sizi bekleyen dost-müşterileriniz var.El-Rezzak’a vesile olarak sizi tercih eden bu müşterilerden  özür dilemenin tam aksine hareket ve tavırlarla ve asık surat ve öfkeli beden diliyle söylene söylene selamsız-sabahsız dükkanı açtınız.Ancak dost-müşterilerinizi istemeden incittiğinizin bile farkında değilsiniz. 
Ve sonuç; hem müşteri hem dostlarınız olan birkaç kişinin hayatınızdan çıkması ve gönlünüzün iyice kasvete bürünmesi ile acili boyladığınızda tansiyon krizinden dolayı yapılan tedaviyle bütün gün işyerinin kapalı olması rızkınızı o gün kesintiye uğrattı. 
Varın siz bu örnekleri çoğaltın isterseniz ; sayısız meslek sahibi veya ev hanımı veya farklı coğrafyalarda yaşayan birçok insanın biricik gerçek yaşamlarından “yanlış davranış örnekleri” verip yukarıda ki formata uyarlayıp yanlış eylemlerimizin  ,kayıba yol açan  sonuçlarına ulaşabilirsiniz(bakın Şura-30 la ne kadar uyumlu değil mi? “başınıza gelenler ellerinizle işledikleriniz yüzündendir”) 
Yani “AN’ın kulu” olarak içinde bulunduğumuz zaman diliminde  gereken doğru davranışlar yapamadığınızda(ego/nefse muhalefet edemezseniz) maliyeti çok yüksek olarak size gerisin geri döner.Nedir öyleyse burada(verilen örnekte) yapılması gerken AN’ın kulu olmanın getirdiği doğru davranış ? 
Tabi ki eşinizin size yaptığı siteme kulak verdiğinizde, velev ki o haksız bile olsa onu rencide etmeden sabırla dinleyebilip yanlışınız varsa özür dileyip yumuşakça ve selametle  evden ayrılmaktır. 
İnsan beyninin otomat davranışlarının büyük kısmını(yaklaşık yüzde yetmişini) kontrol edip yöneten ego/nefs daima kendi haklılığını vehmettiğinden mütemadiyen cedele sürükler ikili ilişkileri. Oysa ego/nefse muhalif edebilenler ön-beyni(frontal lobu) kullanabildiklerinden(beynin yüzde otuzunu kontol eder) AN’a uygun davranabilir(irfaniyete giden süreç başlar) ve bunun neticesinde o doğru eylem doğru duygu ve düşüncelere yol açacağından(ve dahi  tüm bu süreçler immün-sistem/bağışıklık sistemini güçledireceğinden) kişinin vicdanı rahat huzurlu ve kalbi selim(mutmain) olarak günü geçirir. 
El-HAYY olanın nefes verdiği her günde önüne gelen duruma göre doğru olan eylemi yapabildikçe insan da,bu huzurlu günlerin sayısı, huzursuz olan günlerin sayısını geçer ve yaşama yayılan bu güzel ahlaki hamide(güzel ahlak) insanın etrafına örneklik teşkil eder ki zaten ölüm er-geç vuku bulup da “ircii Rabbi /Rabbine geri dön” emri vuku bulduğunda geride bırakılacak tek sermaye “HOŞ SADA” dan ibarettir, vesselam… 

 
Etiketler: HERŞEYİN, HAKK’INI, VERMEK-, (AN’ın, kulu=’VAKT’İN, OĞLU’, olmak), ,
Yorumlar
Haber Yazılımı escort istanbul istanbul escort porno izle sex hikaye porno indir türk porno escort