Yazı Detayı
16 Ekim 2019 - Çarşamba 08:30
 
Duygular, bilinç prangalarıdır- (2)
Dr. Ömer Hakan Yavaşoğlu
nehirgazetesi@hotmail.com
 
 

Duygularımızın tamamı anlaşıldığı üzere doğumdan itibaren (hatta daha anne karnında otuzuncu günde beynine giren verilerle), dolmaya başlayan bebeğin beynindeki data- bank veri havuzundaki bilgiye göre şekillenir.

Korku, hayatımızı yöneten ve insan denilen canlının yaşamını idame ettiren en temel duygulardan birisidir. Yapılan genetik çalışmalar; uzun nesiller önce kendi etnik- kültürel toplumunun güvensiz ve korku dolu bir zaman diliminde yaşadığı yıllarda (örn. savaş, açlık, kıtlık, hastalık, mülteci yaşam vd) öğrenilen ve sakınılan korku davranışlarının, yüzyıllar sonraki nesillerde ortalıkta hiçbir sebep yokken onlarda ve onların çocuklarında veya bazı bireylerde aniden zuhur ettiğini göstermektedir. Tabi bu korku duygusu oluşumunun ana köklerine giden ve bilinçaltının kullanıldığı ciddi bir bilimsel hakikattir (modern Psikiyatrinin kurucusu JUNG buna “kolektif şuuraltı”ndan bireyin şuuraltına yansıyan böyle birçok korku- arşetip imgelerden bahseder: “vampir”, “gulyabani” “yılan “imgeleri gibi).
Bizim konumuz ise beyinde korku duygusunun oluşumu sırasında nasıl bir savaş- kaç (yüzleş- inkar et) ikileminin oluştuğunu anlama ve bunu hangi beyin bölgeleriyle oluştuğu hakkında fikir sahibi olmak. Ve dahi, korku vb. duygular sırasında nasıl olup da bilincimizin prangalarla zincirlendiğini anlayabilmek.
Normalde yeni doğan çocuk korku duygusunu bilmez ,öğrenmemiştir (yukarıda bahsettiğimiz genetik yoldan nesiller öncesinden aktarılan “kolektif şuuraltı”ndan aktarılmamış ise tabi). Böyle bir çocuğun iki annesi olarak ona birincisinin birçok şeyden korkmayı öğrettiğini düşünün: (“bu kalorifere/ sobaya elini değdirme cısss yanarsın” veya “acıyı ağzına alma sakın offf feci yakarsın ağzını”, “köpeğe yaklaşma seni hamm yapar, kulağını koparır valla”, “bak doktor amcaya ağzını aç ve ağlama yoksa iğne yapar sana haa!” vb birçok yanlış- korku davranış girdileri), diğer annenin ise bu davranışlardan hiçbirini öğretmediğini varsayın.
Şimdi korku davranışlarını öğrenen çocuğun Limbik- otomat sistemindeki “amigdal-Hipokampüs” bölgelerinde yoğun bir kayıt oluşmuş ve bu bölgeler artık bağlantılı olduğu bir çok anatomik yapıyla yeni yeni bağlantılar oluşturur (hipotalamus- hipofiz, frontal/ önbeyin, temporal loblar/ hafıza merkezi, konuşma merkezi, görme kortexi vd.). Yaş ilerledikçe örneğin bu çocuk büyüdüğünde diyelim hastaneye ilk kez girdiğinde kan gördüğünde bayılan bir genç veya adam/ kadın olarak bunun sebebini asla anlayamayabilir (hatta dr.lar da bu olayı pek ciddiye almazlar). Veya tansiyonları çoğu zaman normal olan bazı insanların beyaz önlükleri gördüğünde tansiyonu fırladıklarında pek anlam verilemeyip “asabi tansiyon” denilip geçiştirilir. Oysa bilinçaltının derinliklerinde çok önemli olan yanlış input (girdiler ) vardır.
Oysa korku davranışını hiç öğrenmemiş çocukta benzer sağlık sorunları kolay kolay oluşmaz, fizyolojisi hayli sağlam ve bu insanların yaşamlarında çok daha sağlıklı ve hatta sporcu, daha az hastalanan ve beyinlerini çok daha fazla kullanan bilge- bireyler oldukları tesbit edilmiştir.
Çocuğun annesinden korku davranışını ilk öğrendiği andaki (ilk hafıza kaydında) annesinin beden –dili davranışları, ses tonu, yüz şekli, anne ve kendi üzerindeki elbise ve elbisenin rengi, anne-çocuğun o anda bulundukları mekan, o mekana ait ayrıntılar (koku, renk, şekil vd) yani birçok bilgi kayda girer. İşte yıllar sonra bile hafıza kaydındaki bu bileşenlerden sadece birisi hemen çağrışımlarla o anı şuura taşır ve anında korkuyu tetikleyen nörokimyasal haberci hormonlarını (adrenalin, kortizon) kanda ilgili yerlere (hedef organlara) ulaşır çok yüksek bir hızla ve “panik reaksiyon” dediğimiz güvenlik alarmları beden şehrinde basbas bağırdığı için tüm vücut tehlikeden ya kaçmak zorunda veya oluşacak sayısız metabolik olumsuz reaksiyonlarla başetmek (savaşmak) zorunda kalacaktır.
Aslında birçok memeli (fil, yunus, aslan, balina, fare, maymun vb) ve gelişmiş kortexi olan (insan) canlılarda varolan bir “eski beyin/ sürüngen beyin” de denilen bu out- put (çıktı) davranışlara yol açan Lİmbik- Ototmat sistem milyonlarca yıldır mevcuttu ve insanda buna ait davranışların ortaya çıkması yadırganmamalıdır (fizyolojiktir olması gerekendir). Yalnız şiddeti derecesi ve dozları belli seviyeleri aştığında bireyin yaşamını tehdit eder hale getirebilir (panik bozukluk ve ona ani kalp krizleri vd..).
Mesela derin bilinçaltlarımızda saklı olan “ölüm korkusu” nu çözememiş bir insan, farkında olmadan hatta inkar ederek ölümü hatırlatacak belli belirsiz her şeyde “panik reaksiyon”a girer ve yukarıda bahsedilen sayısız metabolik alarm sistemini harekete geçirerek beden şehrini allak bullak eder.
Aslında stres reaksiyonları ile ayağa kalkan aynı alarm sistemi olup (sempatik sistem) insanın metabolizmasını hızlandırıp, gerekli lojistik- hormonal hazırlıkları olağanüstü bir sürede tamamlayıp insanı ortamdan uzaklaşmaya (kaçmaya/ veya savaşmaya) hazır hale getirir. İşte bu sırada bağışıklık sistemi bloke olur ve aniden çökebilir, insanın beyni uyuşup çok daha hassas beyinliler aniden drop/ senkop ataklarıyla baygınlık ani şuur kaybı yaşayabilirler. (Ani bir haber alan insanların nasıl olup da birden kalp krizi geçirdiklerini, bayılıp komaya girdiklerini, veya inme geçirdiklerini hatırlayın/ hatta sinir krizleri..ve ila ahir).
Bu akut yaşanan korku hallerinin, bilinçaltında kronik olarak varolduğunu varın siz düşünün en iyimser ihtimalle bu insanların bağışıklık (immün- sistemi) sürekli zayıf olduğundan hastalıklara açık halde yaşarlar. Ve dahi en önemlisi korku reaksiyonları/ davranışları beynin komutanı olan frontal lobunu (ön beyin/ alın lobu) bloke ederek/ inhibe ederek; soyut düşünceyi, hayal kurmayı, planlama yapmayı, yanlış davranışları durdurmayı bozar ve otomat davranışlara tabi olarak yaşarlar (rutin biolojik yaşam/ hayvansal döngü).
Yani hulasa edersek “korku”lar gerçekte bize verilmiş insan türü varlığımızı koruyan ilkel reflexler olmasına rağmen sonradan eklenen yanlış olumsuz girdilerle –yerinde dengesiz kullanılmazlar ise- Tin Suresi 4’de vurgulandığı gibi ; hayatımızı zindan edip özellikle insanı şerefli ve mükerrrem kılan (Velakad Kerremna beni adem sırrı/ Ahseni Takviym) Frontal beynimizi bloke edip bizi “aşağıların aşağısı/ Esfele Safiliyn” derekesine indirebilir, vesselam… (devam edecek).

 
Etiketler: Duygular,, bilinç, prangalarıdır-, (2),
Yorumlar
Haber Yazılımı