Yazı Detayı
13 Kasım 2019 - Çarşamba 10:08
 
DÜALİTE SIRRI (Zıtlar Prensibi)- 3
Dr. Ömer Hakan Yavaşoğlu
nehirgazetesi@hotmail.com
 
 

Hastalık- sağlık (ezdad/ zıt çiftini) kavramını işlemeye devam ediyoruz.

Her insanın meslek icrasında veya normal yaşamında farkında veya farkında olmaksızın gösterdiği ifrat davranışlar (dengeden/ mizandan uzak haller) o kişinin mutlaka zıt bir davranışa maruz kalacağının somut delillerini ortaya koyar.
Hekimin kendisinin herhangi hastalığa yakalanması (yani damdan düşmesi) onun hastalarına karşı daha şefkatli, rikkatli, yumuşak ve anlayışlı davranmasını sağlayan çok önemli bir hadisedir. Hekimin kendi iç dünyasından baktığımızda; kendisini sürekli inilmez bir şifa- veren pozisyonda hmesi (elbette hepsi aynı değildir) onun iç dünyası açısından çok tehlikelidir ve aynı zamanda o hekimi hem rutinleştirip mekanikleştirdiği için hem de karşı tarafındaki hastaya yeterli güven ve iyileşme hissi veremediği için olumsuz bir durumdur (hastaların bu hekime bakışı da elbette yeterince olumsuz olur ki bu bir şekilde hekimin kendisine de yansır).
Diyelim bunun farkında olmayan hekim bir şekilde düalite sırrı gereği iç dünyasında (enfüs’ünde) yaşadığı bu durumda ani veya sinsice bir hastalıkla karşı karşıya kalır (afak’ında) tabi şifa arama/ tedavi açısından gerekeni yapar veya yap(a)maz.Ve o hekim şifaya yönelirse (başka bir meslektaşına hasta gibi teslim olur ve gerekeni itirazsız yaparsa) içsel durumundaki yanlış düşünceleri, bir nevi rehabilitasyona maruz kalır Sonsuz Kudret tarafından (düalitenin diğer tarafı). Dikkat ederseniz o hekimin hastalığa yakalanacağı sebepleri konuşmuyoruz onlar hastalığa giden yolda adım adım zaten yavaş yavaş hazırlanır (yanlış ve toksik beslenme, yorgunluk, uykusuzluk vb). Şayet yap(a)maz veya umursamaz ise kendisine dönen sıkıntılar artar ve hem toplum nezdinde iyice sevilmeyen bir hekim olmaya devam eder hem de içsel durumu iyice bozularak mekanize- tükenmişlik sendromuna (gizli/ sinsi depresyon) yakalanabilir.
Peki hastalık sonrasında ne kazandı ne kaybetti o hekim?
Kalbi daha inceldi (hastalık öncesine göre), daha fazla empatik, anlayışlı, daha dikkatli, daha nazik ve yumuşak davranmaya başladı hastalarına karşı. Yani sonuçta gerçekte egosunu rahatsız eden bu hastalık ile iç dünyası arınarak
letafet kazandı ve zihni/ gönlü arındı gerçekte ise hem hastalığın zahiri kazancı olarak hücresel/ organsal detox ile vücudu yenilendi hem de hastalığın batıni kazancı olarak içsel durumundaki mekanik- iletişim, yanlış ve kaba bakışı düzelmiş oldu ( meslek yaşamımda kendim de dahil o kadar çok meslektaşım ile karşılaştım ki bu düalite sırrı ortaya koyan ve doğrulayan).
İçinde yaşadığı toplum tarafından bir hekimin sevilmesi ve başarılı addedilmesinin ana sebeplerini sorgulayacak olursak damdan düşen hekim kavramının önemi dikkatimizi çekecektir.
İsterseniz şimdi de elli trilyonluk küçük bir kainat olan biolojik- bedenlerimizde zıt çalışan birçok sistemden, koagülasyon (pıhtılaşma yapan)- trombolitik/ hemolitik (pıhtılaşma çözen) sistemlerini gözden geçirelim.
Öncelikle zihnimizde kurgulama için terazinin bir kefesine pıhtılaşma yapan sistemi diğer kefesine pıhtılaşma çözen sistemi koyalım.
Sağlıklı bir vücut sahibinde herhangi bir yer (damar, doku içi vb) aniden kanamaya başladığında, bu terazinin hemen pıhtılaşma yapan (koagülasyon) sistem tarafındaki kefesi ağır basmaya (çalışmaya) başlar ve o kanayan damarda tıkaç oluşana veya doku içindeki kanama durdurulana kadar pıhtılaşmaya yol açacak hücreler yoğun bir şekilde o bölgeyi istila edip gereken sayısız kimyasallar salgılayarak yoğun bir onarıma başlarlar.
Şayet tam tersine bir damarda pıhtılaşma, tıkanma (kalp krizi veya beyin damar tıkanmasına bağlı felç/inme) olduğunda ise bu sefer terazinin diğer kefesini temsil eden pıhtılaşma çözen (hemolitik/ trombolitik sistem) sistem yoğun faaliyetlerine başlar ve damar açılana veya dokuda ise o pıhtı eritilene kadar (kapasitesi kadar çalışır sistemler) devam eder.
Yani terazinin ağır basan kefesindeki faaliyetler bir süre sonra organizmanın öncelikle o hasta bölgesinde ama genelde tamamında normale/ dengeye getirilmeye çalışılır. Ve biolojik- bedenlerimizin tüm yaşam hemgamesi bu denge (homeostaz) üzerine kurgulanmıştır. Ancak bu homeostaz (denge)sadece biyolojik hücresel,doku ve organlarımızda ve sistemlerimizde değil aynı zamanda düşünsel/ zihinsel olan iç dünyamız (enfüs’ümüz) için de geçerlidir.
Nörobilimin dünyadaki önemli duayenlerinden olan A. DAMASIO; insanın hem metabolik hücresel yapılarından hem de zihinsel yapısından gelen ana iki dalına (zahir x batın) ait bilgilerle yaşamın her AN’ında an be an oluşan zihin- beden HARİTALARI’ndan bahsetmektedir (bu zihin- beden haritaları gerçekte çevrenin farkettiği beden- vücut dilimizdir- Mevlana’nın “testi içindekini sızdırır” sözünü hatırlayın).
Hulasa insanı kebir olan kainatta da, kainatı- suğra olan insanda da bu zıt ve birbirini tamamlayan sistemler o kadar çok sayıdadır ki genel işleyiş hep dengede/ mizanda olmasıyladır. Huzur, gerçek kalıcı mutluluk hep dengeye ulaşıp burada istikrarla sebat edebilmekledir. Bu dengeden sapan her durum ciddi bir bozukluğa yol açar.

Devam edecek...

 
Etiketler: DÜALİTE, SIRRI, (Zıtlar, Prensibi)-, 3,
Yorumlar
Haber Yazılımı