Yazı Detayı
12 Haziran 2019 - Çarşamba 10:09 Bu yazı 1330 kez okundu
 
Bayram geldi geçti…
Sevinç Şahin
svnc.shn@gmail.com
 
 

Bayram geldi. Hatta geçti bile. Bayramla beraber gelmesini istediğimiz o kadar çok şey vardı ki. En başta İslam coğrafyası üzerindeki şu zulümlerin ortadan kalkması. Filistin, Türkmenistan, Arakan, Suriye, Çeçenistan, Libya, Afganistan, Sudan, Mısır...Ve daha niceleri. Dünya, en ilkel dönemlerinden birini yaşıyor, bu kadar gelişmiş iddialarına rağmen.
Her sabah, acaba bugün ne oldu, ya da ne olacak diye uyanıyoruz. Endişeyle yatıp, endişeyle kalkıyoruz. Günlük ve suni dertlerimizle boğuşurken, bir de üstüne üstlük kaynayan dünya kazanının başında kah müdahil olarak kah seyirci olarak ter döküyoruz. Bazen de keşke tüm gördüklerimiz, yaşadıklarımız ve şahit olduklarımız bir rüya olsa ve uyandığımızda her şeyi güllük gülistanlık bulsak diye umut ediyoruz. Ama; heyhat!
Bayram gelmiş neyime,
Kan damlar yüreğime
türküsünü söyleyen milyonlarca insan varken, bayramların eski tadını vermesini neden bekleriz ki. Bu damlayan kanı tüm dünya yüreğinde hmedikçe, daha çok bekleriz. Daha gün ışığını görmeden katledilen bebeklerden tutun, kadınlar, çocuklar, gençler, erkekler...milyonlarca insan zulüm altında eziliyor.
Açlık, sefalet, cehalet almış başını gidiyor. Keşke gerçekten alıp başlarını gitseler...Bir daha dönmeseler...
Yeryüzünde meydana gelen tüm bu olumsuz hadiselerin temelinde yatan temel sebep şudur:
“İnsan oğlunun, gerçek ilahı, Rabb'i bırakıp, başta nefsi olmak üzere sahte ilahlara boyun eğmesidir!” Hükümranlık sadece ve sadece "Allah'ındır". İşte bunu hatırlamamız ve hatırlatmamız lazım. Yoksa kuru nutuklarla anca, nefisler ve şeytan beslenir. Şeytan denilen mahluk hilekardır, nefis ise ahmaktır. Şeytan siz direndikçe, sizin ruhunuza sızmak için farklı yollar dener. Nefis ise sizin en zayıf tarafınızı bulur, ısrarla onun üzerine kurar tüm oyununu. Ta ki, siz artık onu kanıksayıp, onu siz sanana kadar uğraşır. "Ben böyleyim", "ben bunu seviyorum", "ben bunu istiyorum", "ben bu olmazsa yapamam", "ben bu olursa mutlu olurum", ben...ben...ben...Hal bu raddeye gelince bize de geçmiş olsun demek düşer.
İşte oruç ve diğer ibadetler, bize nefsi terbiye etmenin yollarını gösteren öğretilerdir. Ramazan ayı, bu öğretinin konsantre edilmiş halidir. Zaman zaman beden sağlığı için yapılan kürlerin benzeridir. Ramazanı hakkıyla yaşadıysanız, bittiğinde hissedeceğiniz duyguyu tarif bile edemezsiniz. Adeta hayata yeni bir başlangıç yapmış gibi olursunuz. Şu hayat yolculuğunda hafiflemiş olarak seyahatinize devam edersiniz.
Esefle ifade ediyorum ki, insanlık, nefislerinin elinde oyuncak olmuş bir halde. Dünya en ahmak hallerinden birini yaşıyor. Ahmaklaşmışız, çünkü, kendi elleriyle yaşadığı ortamı bozan, tabiri caizse bindiği dalı kesen başka bir canlı daha yoktur. Dünya hem cellat hem de mahkum durumunda. İdam sehpasında sallanan ve acı içinde kıvranan, çırpınan, debelenen bu insanlığın asılı olduğu ipi kesecek bir "şey" e ihtiyacı var. Ve o “şey” ipi kestikten sonra da yere kapaklanacak olan insanlığın elinden tutacak bir "şey"e de...
İşte bu "şey" dindir. O din de "İSLAM"dır.
Yıllar yıllar önce bu dünyanın başına çok güzel bir şey gelmişti: İslam! İslam insanlığın bu dünyada gerektiği gibi, huzur, adalet ve saadet içinde yaşamasını sağlayacak tek "şey" dir. Allah Rasulü'nün bize getirdiği gün ki safiyetiyle yaşanacak bir İslam, dünyayı idam sehpasından kurtaracak yegane güçtür.
Ama ne yazık ki bizler, Üstadın deyişiyle, "İslam'ı ceketimizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarıyız". Burada dürüst bir şekilde şu soruya cevap vermemiz gerekiyor: Biz bu dünyanın değişmesini istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Yeryüzünde yaşanan her türlü aşağılık hadiselere dur demek istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Yoksa timsah gözyaşlarını rahmet sanıp, avunmaya devam mı etmek istiyoruz? Bu soruların cevapları bizim kaderimizi belirleyecek; Ya Hz. Peygamberle Havz-¬ı Kevser'de buluşacağız ya da cehennem zebanileriyle dünyada başlatmış olduğumuz partiye (!), cehennemde devam edeceğiz. Seçim bizim, hem vallahi, hem billahi...

 
Etiketler: Bayram, geldi, geçti…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
15 Haziran 2020
Ölçüyü şaşırmamak
3093 Okunma.
06 Mayıs 2020
'O an' çok değerlidir
3523 Okunma.
25 Nisan 2020
Kitap Tanıtımı | 'Yol Arkadaşın'
1425 Okunma.
24 Mart 2020
Yaşamak için kaç nedeniniz var
1127 Okunma.
14 Ocak 2020
Şüpheniz mi var yoksa?
1057 Okunma.
06 Aralık 2019
Aldanmadık, Aldatıldık
1331 Okunma.
21 Kasım 2019
ÇOCUKLARDAN ÖNCE KENDİMİZ...
1291 Okunma.
17 Ekim 2019
Şimdi değilse ne zaman?????
1059 Okunma.
27 Eylül 2019
Zaman geçerken...
1046 Okunma.
03 Eylül 2019
Yürümek; nasıl, nerede, nereye, kiminle
1276 Okunma.
06 Ağustos 2019
Konuşmak mı, söylenmek mi
1095 Okunma.
17 Temmuz 2019
Kadın ve Erkek Üzerine…
1400 Okunma.
30 Mayıs 2019
Avare yazılar
1293 Okunma.
23 Nisan 2019
Ben bir deliyim
1590 Okunma.
22 Mart 2019
Avare Yazılar
1557 Okunma.
20 Şubat 2019
Avare yazılar
1599 Okunma.
02 Şubat 2019
Baharla gelen merhamet
1859 Okunma.
02 Şubat 2019
Avare yazılar
1345 Okunma.
02 Şubat 2019
Kaygan, ıslak ve kaypak bir dostluğun düşündürdükleri
1299 Okunma.
02 Şubat 2019
Hesaplaş-ama-ma....
1320 Okunma.
07 Aralık 2018
Yazmak Üzerine
1549 Okunma.
27 Kasım 2018
Çocuk denince, durup düşünmek lazım...
1851 Okunma.
14 Kasım 2018
Ben bu oyundan çekiliyorum
1988 Okunma.
09 Kasım 2018
‘Siz’ nelere kadirsiniz!
5446 Okunma.
01 Kasım 2018
Enneagramın 9 kişilik tipi
1888 Okunma.
25 Ekim 2018
Enneagram kişilik testi
2180 Okunma.
18 Ekim 2018
Ennaegram
1641 Okunma.
09 Ekim 2018
Başkalarının size söylediklerinden memnuniyet duymuyorsanız kendinizin kendinize ne söylediğine kulak verin
1554 Okunma.
Haber Yazılımı