Yazı Detayı
05 Eylül 2019 - Perşembe 15:36
 
Akleden Kalp (Zihin/Gönül)-1
Dr. Ömer Hakan Yavaşoğlu
nehirgazetesi@hotmail.com
 
 

Görünmeyen hakikatin (gaybın) gerçekliği, pozitif bilimlerle uğraşanların son yıllarda önemli ilgi alanlarından birisi haline gelmiştir. Önceden sadece, sınanabilen ve test edilebilen bilgiler gerçek kabul edilirken, günümüzde görünmeyen bir düzenin (gayb/hakikat) var olduğuna inanan bilimadamları artık görünmeyeni de gerçek (hakikat) olarak tanımlamaya/anlamaya başladılar.

Halen mevcut kainatın henüz sadece 4 'ünün tesbitedilebildiğini, geri kalan 96'nın ise ne olduğu bilinmediğine göre, bu görünmeyen/gaybın aslında belki de hakikate işaret ettiğine inanan bilimadamları şu anda hala mevcut bilinen 4 ün sınırlarına ulaşmaya çalışıyorlar.

Evrenin sırlarını beş duyu ile açıklamak zordur. Bu yüzden insanlar farklı kanallardan gerçeklere ulaşmaya çalışırlar. Kişiyi gerçeklere götüren birinci yol, deney-gözlem/ ampirik yaklaşımdır (nöropsikiyatrinin ve pozitif bilimin ilgi alanıdır).İkinci yol, akıl yürütmedir. (teorik pozitif bilim ve din biliminin ,sosyal bilimler ve psikiyatrinin ilgi alanıdır).Gerçeğe götüren üçüncü yol ÖNSEZİ ve SEZGİ lerdir ki bunlar din bilimlerinin dışında bugün NÖROPSİKİYATRİ nin de ilgi alanı olmuştur. Dördüncü yol, inançtır. (diğer üç yolla açıklanamayan durumların açıklanmasına yardımcı olur, örneğin nöro-psikoloji de bu alanla ilgilenmektedir artık)

İnsanın beş duyusu dışındaki ikinci algılama mekanizması, ZİHİNSEL BEYİN (akleden kalp/gönül)dir. Sinirbilimin önde gelen dünyaca ünlü otörlerinden KOGNİTİF(yüksek bilişsel/zihinsel fonksiyonlar) sinirbilimci Prof. Dr. Marsel MESULAM insan beyninin 90’ının duygu, düşünce ve davranış işlemlediğini, beş duyu ile ilgili işlemlerin ise beynin sadece 10’unu meşgul ettiğini söylüyor. Aslında Mevlana Celaleddin Rumi aynı hakikati, sekiz asır evvel ”İnsan düşünceden ibarettir yoksa bir torba et ve kemik ne işe yarar” mealindeki sözlerle ne güzel dile getirmiştir.

Kısa adı zihinsel beyin (gönül/akleden kalp)diyeceğimiz organımızın diğer canlılardaki beyinden çok önemli temel farkları vardır. Mesela insan beyninin, zamanı algılayan anlamlılık kabiliyeti ve manyetik hassasiyeti olduğu tesbitedilmiştir. Somut düşünce dışında soyut düşünce de üretebilmektedir. Amaç belirleyen, güç ve enerji programlayan bir yapıya sahiptir. Zamanlama ve sıralama yaparken aynı zamanda arzu ve ayartıcı özbenliğin nefs/ego)dürtülerini de seçebilmektedir.

Bir günde ortalama 50-100 bin civarında düşünce üretirken,bu düşüncelere duygu ekleyerek tepki oluşturabilir.Karar verirken sadece mantığıyla değil,sosyal ve duygusal boyutları da hesaba katarak karar vermektedir.Düşünce üretme aşamasında,sembolleri bolca kullanıp,yeni kavramlar geliştirmek de insan beyninin işidir.

Beş duyumuz, yemek, içmek, barınmak ve üremek için yeterli iken, medeniyet üretmek, akıl yürütmek, muhakeme yapmak, evrene hakim olmak, insani değerleri geliştirmek, felsefi arayış içinde olmak, kutsala inanmak (frontal lob/alın lobu fonksiyonlari) bu sınırlı duyularla açıklanamaz.

İnsanın psikolojik ihtiyaçları, arzuları ve hedefleri SINIRSIZ iken, beş duyu ile algılayabildiği ve hükmedebildiği şeyler ise çok sınırlıdır. Evrene hakim olmak, sonsuza dek yaşamak, ölümün farkında olup ondan korkmamak sıradan bir insanın tipik arzularıdır. Bir yandan bu kadar geniş ve ileriye yönelik istekleri, diğer taraftan da karşılanması gereken psikolojik ihtiyaçları varken, insan bir virüse yenik düşebilir. Doğaya hakim olmak istediği halde, tansiyonunu hatta kalp çarpıntısını bile kontrol edememesi(istemsiz çalışan otonom sinir sisteminin kontrolündedir), ironik bir gerçektir.

İşte burada zihnin, diğer canlılarda bulunan yeme, içme, barınma ve üreme gibi temel ihtiyaçların ötesinde soyut ihtiyaçları olduğunu da görebiliriz. Peki bir ihtiyaç söz konusuysa ve o ihtiyaç karşılanamazsa sonuç ne olur?Yemek ihtiyacımız karşılanamadığında kan şekerimiz düşer ve hipogliseminin kaçınılmaz sonuçlarını yaşarız (ilk önce ajite-huzursuzluk-aşırı tedirginlik-zihin bulanıklığı,giderek bilinç bulanıklığı,sara nöbeti ve koma….) Aynı şekilde duygusal ihtiyaçlarımızı gideremediğimizde de ruh sağlığımız bozulur. Korkularımızı yenemez, kendimizi güvende hissedemeyiz. İşte bu noktada insanın kutsala inanma ihtiyacı önem kazanır. Zihin cihazımız ise, psikolojik ihtiyaçlarımız giderilmediği takdirde korku, güçsüzlük, çaresizlik duygularıyla farklı arayışlara girebilir. Ruhsal hastalıklarda savunmasız kalan beynimizin soyut düşünce üreten yapısında da bozulmalar meydana gelir.

Zihin cihazının (akleden kalp/gönül) ürettiği soyut nesneler; her şeyi bilme, sonsuz olma, adil paylaşımda bulunma, SEVGİYLE DONANMA, merhamet gösterme, mutlak yani sınırsız olma, özgür yaşama, her şeyi kontrol etme, gibi SOYUT BİLİMSEL SABİTE lerdir. Kutsala inanma da bilimsel sabite yani soyut nesneler içinde yer almakta ve insanın soyut düşünce dengesi, güven sağlamasını kolaylaştırmaktadır.”her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, gücü sınırsız olan, beni işiten, kalbimden geçenleri duyabilen, beni benden çok bilen koruyucu bir güç var. Bu güç beni koruyor” diye düşünerek kutsala inanan bir insan, ruh gemisini zihinsel bir limana demirler ve dinginlik kazanır.(1)

Aslında bu GÖNÜL dediğimiz latif emanet, yeni bir kavram değil... Kurani bir kavram olan AKLEDEN KALP, bizim kanaatimize göre, aynı zamanda zihin denilen şeyin ta kendisi... Hz.Yunus'dan da çok iyi aşinayız gönüle, zaten...

Gönül, kalbi hayatın merkezini teşkil eden mefhumlardandır. Bütün içe büyümeye vesile olan zihinsel/batıni faaliyetler gönülde meydana gelir. Kur’an’ı Kerim’de, kıyamet günü Allah’ın huzuruna” selim bir kalp ile gelenler, müstesna bir yere sahiptirler” (Şuara-89) denilmektedir. Yine Taha-25 de”(Musa dedi ki) Rabbim! göğsümü aç ve genişlik ver.” şeklinde dua da bulunduğu halde, İnşirah suresinde Allah Rasülü “Senin göğsünü açmadık mı?” hitabına mazhar olmuştur. (Devam edecek)

 
Etiketler: Akleden, Kalp, (Zihin/Gönül)-1,
Yorumlar
Haber Yazılımı