Yazı Detayı
19 Eylül 2019 - Perşembe 12:12 Bu yazı 179 kez okundu
 
Akleden kalp (zihin/gönül) - 3
Dr. Ömer Hakan Yavaşoğlu
nehirgazetesi@hotmail.com
 
 

Beynin yakın zamanlarda keşfedilen bir özelliği Nöroplastik olma durumu (nöroplastisite deniyor). Yani önceden sabit ama değişmez denilen nöron(gri alanlar)lar, yoğun öğrenme ve uzun zihinsel mesai ile ile yeniden düzenlenebiliyor. Mesela yirmi yıl boyunca günde sekiz saat masa tenisi olan bir insanın beyni, oynamamış insandan farklı oluyor. Hadiselere, maddeye, insana velhasıl varlığa olan bakış açımız değiştiğinde (aynı olayları daha farklı pencerelerden algılayıp, daha alternatif bakabilmeyi öğrendiğimizde) beyinde yeniden nöro-kimyasal yolaklar/patikalar oluşuyor. Örneğin BİLİŞSEL PSİKO-TERAPİ, BEN-ÖTESİ PSİKOTERAPİ, TRANSPERSONEL PSİKOTERAPİ vb psikoterapi yöntemleri işte beynin bu PLASTİSİTE özelliği yoluyla kişide olağanüstü bir değişim-dönüşüm YENİDEN İNŞA oluşturuyor. Yoksa Allah Rasülü'nün yeniden inşa ile çocuklarını diri diri toprağa gömen ve çok ilkel yaşayan bedevileri ALTIN NESLE dönüştürmesini biyolojik ve bilimsel olarak nasıl izah edebiliriz. Evet, verilen görevi bihakkın yerine getiren Allah Rasülü'ne beynin bu değişebilirlik-esneyebilirlik kapasitesi Rabbimiz tarafından bildirilmişti belki de. Aslında değişimi yapan tabiki Kur'an idi ama onu yaşama geçirebilecek BEYİN kapasitesini insana veren tabiki Rabbimizdi. Ancak beynin bu kapasitesinin ortaya çıkabilmesi,gönlün/akleden kalbin alıcılarının açık yani ÖNYARGILARI’nın olmadan tasdiki/onayı gerekiyor.. Bu yöntemle sayısız psikolojik rahatsızlık tedavi edilebiliyor artık. Hatta MUTLULUK için yanlış olan algılarımızın/girdilerimizin ancak bu biolojik yolu kullanarak insana huzur getirdiğini, vb. birçok hastalığın böylece güçlenen İmmünsistemimiz (bağışıklık sistemi)yoluyla daha kolay atlatılabildiğini anlamak gerekiyor.

Taptuk Emre, Yunus’u eğitmek ve ona on yıl boyunca dergaha eğri odun taşımamak gibi bir görev vermişti. AŞK ve MERHAMET, yoğun bir zihin/akleden kalp mesaisiyle emekle kazanılabilir. Kalbinin üzerindeki kiri pası söküp atmakla, kalbe dönüp onun şarkılarını söylemekle. Duygularımız için kalp esaslı bir metafordur ve kalbin bilimi ilerledikçe metafor hakikate dönüşebilir. Kalp kırmaktan söz ederiz, kalp ağrısından, gönül yarasından… İş/MARİFET; merhamet ve diğergamlığı kalbe nakış nakışişleyip, Hz. İnsan (makbul-ü ins ü can) olabilmekte…(1)

Gönül ve yürek olarak da tanıdığımız kalp başlıca iki manada kullanılır. Birisi, göğsün sol tarafında sol memenin altında ve daha çok da çam kozalağına benzeyen, aynı zamanda yapısı ve dokusu itibariyle da bedendeki her uzuvdan farklı bulunan; ihtiva ettiği harika karıncık ve kulakçıkları, bütün his ve duygulara merkeziyeti, bütün damarlara ve damarcıklara merciiyeti ve insan uzuvları arasında bizatihi müteharrik olma gibi imtiyazı; hem bir motor gibi çalışması hem de bir emme-basma pompası gibi faaliyet göstermesi itibariyle çok hayati olan bu organa biz yürek de deriz.

İkincisi ise, öncekinin dublesi, alternatifi, meleki buudu ve aynı zamanda, şuur, idrak, ihtisas, akıl ve irade gücünün de merkezi ruhani bir latifedir ki, gerçek bilgeler ona “hakikat-i insaniye”,filozoflar da “ nefs-i natıka” demişlerdir. İnsanın asıl hakikati de işte bu kalptir. İnsana bu manevi buudu itibariyle “alim”,”arif”, “müdrik” denir. RUH bu latifenin esası ve batını, BİYOLOJİK RUH ise bineğidir. Allah’a muhatap olan, sorumluluklar yüklenen, ceza gören, mükafat alan, hidayetle kanatlanan, delaletle yuvarlanan, aziz kabul edilen, hor görülen ve ilahi marifetin “MİRAT-I MÜCELLA”sı olan hep bu latifedir.

Kalp, hem idrak eden hem de idrak edilen hususiyette bir yapıya sahiptir. İnsan; ruhuna, cismine, aklına onunla girer. Kalp, RUHUN GÖZÜ gibidir. Basiret kendi dünyasına göre onun nazarı; akıl ruhu, irade de iç dinamizmidir.

Umumiyet itibariyle biz ”gönül” derken bu ikinci kalbi kasdederiz. Gönül ve kalp, gönül ve kalp farklılığı, bunların birbirinin yerine kullanılması bir yana, bu ruhani latife, cismani kalple sımsıkı alakalıdır.

İnsanların en çoğunun akılları bu ruhani kalp ile, cismani kalbin arasındaki ilişkiyi idrak etmek hususunda hayrete düşmüştür. Çünkü rabbani kalbin (akleden kalp), cismani kalple olan irtibatı tıpkı renklerin cisimlerle; sıfat ve niteliklerin mevsuflarla olan irtibat ve ilişkisine benziyor. Veya aleti kullananın aletle ilişkisi gibidir. Ve yahut da oturanın mekanla ilişkisi gibidir. (3).

Beden ve ruhun işlevleri hakkında kökten bir farklı bakış açısı geliştiren, Aristoteles (MÖ 384-322)'e göre algının merkezi organı, beyinden ziyade, KALP idi. Eğer, bir hayvanın algısı harekete dönüşecek olursa, kasın kasılmasını takiben, hareketle şunlar ortaya çıkacaktır: “...kaynağın yeri (olan kalp) algıları değiştirir, onlar uzanır veya kısalır, bu yolla hayvanın ihtiyaç duyduğu hareket oluşturulur.”Aristoteles’e göre, algılama özellikle kalpte onun özel ruhu ile ortaya çıkar. Merkezi duyu organı olan,tek tek duyu organlarıyla bağlantılıdır.

Aristoteles düşüncelerini, platonik bir matematiksel ve sanal dünyadan ziyade, doğal bir dünya üzerine oturtmuştur. O, erbaa-ı anasıra (hava, su, toprak ve ateş) beşinci bir element daha ekledi. Bu element yalnız dünya ile sınırlı değil, aynı zamanda yıldızlar ve cennetin de parçasıydı. Tüm evreni kaplıyordu. Bunu “ether”olarak adlandırdı (Bediüzzaman aynı maddeyi ESİR diye adlandırmıştır). Aristoteles'e göre ether, solunum esnasında bedene alınıyordu ve akciğerlerden kalbe ulaşıyordu. Daha sonra da ”canlandırıcı nefes/vitalpneuma” veya “CANLANDIRICI KALBE” dönüşüyordu. Bu canlandırıcı nefes kalpten bedene kan damarları yoluyla dağıtılıyordu. Bu şekilde kalbin ruhu ile kas gibi organların ruhu (psyche) arasında bağlantı mümkün hale geliyordu.(7)

Kalp, iki yönü olan öyle nurani bir cevherdir ki, bir yönüyle devamlı ruhlar alemine, diğer yönüyle de cisimler alemine bakar. Cisim, Şer’i ölçülerin birleştiriciliğinde ruhun emrine girmişse, kalp ruhlar alemi yoluyla aldığı feyizleri bedene ve cisme taşır, orada da huzur ve itminan esintileri meydana gelir.

Kalp eskilerin ifadesiyle “nazargah-i ilahi” dir. Allah, insana insanın kalbiyle bakar. İnsanla muamelesi o insanın, kendi kalbine göre cereyan eder. Zira kalp; akıl, marifet, ilim, niyet, iman ve kurbet gibi için çok hayati hususların kalesi mesabesindedir. Kalp ayakta ise bu duygular da hayatta sayılır, o yıkılmış veya bir kısım muhlikatlasarsıksa, bu latifelerin hayatiyetinden, devam ve temadisinden bahsetmek oldukça zordur. Sonsuz saadet rehberimiz Hazreti Sadık u Masduk bu konuda:

“Bakın, cesette bir çiğnem et parçası vardır ki, o sıhhatli olunca bütün cesette sağlam olur; o fesada yüz tutunca da bütün ceset bozulur gider. Dikkat işte o kalptir” buyurarak kalbin, insan bedenindeki yeri ve önemine dikkatleri çekmiştir. (devam edecek)

 
Etiketler: Akleden, kalp, (zihin/gönül), -, 3,
Yorumlar
Haber Yazılımı