Haber Detayı
18 Aralık 2017 - Pazartesi 09:13 Bu haber 282 kez okundu
 
Turizm Teşvik Kanunu değerlerimizi yok ediyor
Manavgat Belediyesi ile Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası tarafından düzenlenen ‘Kıyı Bölgelerinde Mimarlık, Akdeniz’in Doğa ve Kültür Değerleri Risk Altında’ konulu panel, Atatürk Kültür Merkezi’nde Mimarlar Odası Manavgat Temsilciliğinin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Panele katılan konuşmacıların tamamı, Turizm Teşvik Kanunu’nun kıyı bölgesinde doğa ve kültürel değerleri yok ettiği konusunda ortak görüş verdi.
TURİZM Haberi
Turizm Teşvik Kanunu değerlerimizi yok ediyor

 

Manavgat Belediyesi ile Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası tarafından düzenlenen ‘Kıyı Bölgelerinde Mimarlık, Akdeniz’in Doğa ve Kültür Değerleri Risk Altında’ konulu panel, Atatürk Kültür Merkezi’nde Mimarlar Odası Manavgat Temsilciliğinin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Panele katılan konuşmacıların tamamı, Turizm Teşvik Kanunu’nun kıyı bölgesinde doğa ve kültürel değerleri yok ettiği konusunda ortak görüş verdi.

Sermaye ve finans odaklı yapılaşma ve planlama süreçlerininetkilediği alanların başında yer alan kıyı bölgelerinde TMMOB Mimarlar Odası tarafından düzenlenen buluşmaların sonuncusu Mimarlar Odası Manavgat Temsilciliğinin ev sahipliğinde Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlendi. ‘Kıyı Bölgelerinde Mimarlık, Akdeniz’in Doğa ve Kültür Değerleri Risk Altında’ konulu panele TMMOB Genel Başkanı Eyüp Muhçu, Manavgat Belediye Başkanı Şükrü Sözen, TMMOB Antalya Şube Başkanı Özge Köksal, CHP İlçe Başkanı Av. Aliye Coşar, MATSO Başkanı Ahmet Boztaş, Şoförler Odası Başkanı Mahmut Şafak, Bakkallar Odası Başkanı Abdullah Akça ve mimarlar katıldı.

Panelin açılış konuşmasını yapan Antalya Mimarlar Odası Şubesi Manavgat Temsilcisi Ayşe Betül Sarıkaya, Mimarlık Buluşmalarının sonuncusunun Manavgat’ta gerçekleştirildiğini belirterek, “Genelde Antalya coğrafyası özelde Manavgat, toplantı gündemi açısından son derece önemli çünkü Turizmi Teşvik Yasası’nın sağladığı arazi tahsisleri ve teşvikler sayesinde yaşanan mekânsal ve kültürel dönüşümün yeryüzünde neredeyse başka bir örneği yok. Söz konusu dönüşüm, kıyı alanlarımızı turizm ve ikincil konut yatırımlarının yoğun baskısına maruz bırakırken, bulunduğumuz coğrafyada turizm hareketlerinin başlamasına vesile olan doğal, kültürel, tarihsel ve arkeolojik değerlerimizin korunması ve gelecek nesillere aktarılması noktasında maalesef aynı sınav verilememiştir.

Bu itibarla bu toplantımızın kıyı alanlarımızı özel kılan doğal ve kültürel değerlerin korunmasına vesile olması, burada paylaşılacak değerli fikir ve önerilerin yetkili mercilerce sahiplenilmesini gönülden arzuluyorum” diye konuştu.

Sarıkaya’nın konuşmasının ardından Mimarlar Odası Antalya Şube Başkanı Özge Köksal söz aldı. Köksal konuşmasına başlamadan önce doğa ve kültür üzerine çevreci faaliyetleri ile tanınan ve cinayete kurban giden Ali Ulvi Büyüknohutçu ile eşi Aysin Büyüknohutçu nezdinde tüm çevreciler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulmasını rica etti.

TOPLUM YARARI MI KAMU YARARI MI?

Türkiye’nin deniz kıyısı uzunluğunun yaklaşık 8 bin 333 kilometre olduğu bilgisini veren Köksal, birbirinden farklı özellikler gösteren kıyıların, hepsinin aynı özellikle olduğunu varsayılan kanun ve yönetmeliklerle korunmasının mümkün olmadığını belirterek, “Anayasamızın 43.maddesi kıyı kanunun 5.maddesi ile kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Kıyı sahil şeritlerinde yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir, düzenlemesi getirilmiştir. Burada herkes olarak geçen toplum yararı ile kamu yararı arasındaki anlam farkına da açıklık getirilmesi gerekmektedir. Prof. Dr. Ümit Doğanay’ın bu farklı kamu yararı kurulu düzenin korunmasındaki çıkar, kurulu düzen özel mülkiyete dayanıyorsa, kamu yararı özel mülkiyetin korunmasındaki çıkar anlamına gelir der. Toplum yararı ise ülkede yaşayan tüm insanların ortak çıkarlarını ifade eder. Anayasa Mahkemesi’nde de benzer bir ifade ile kıyıların doğal niteliği itibariyle herkesin kullanımına açık olması gereken yerler olduğu hükmedilmiştir. Anayasa ve yasalarda yer alan hükümlere aykırı olarak kıyı kanununda suyun karaya değdiği noktadan oluşan kıyı çizgisi ile su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, kayalık, sazlık, bataklık gibi benzeri alanların doğal sınırları ve doğal kıyı çizgileri arasında kalan kıyı alanları ile doldurma ve kurutma ile elde edilen araziler üzerinde yapılabilecek yapılar için mevcut yasalarla getirilen sınırlamalar, değişik zamanlarda çıkan torba yasalarla kaldırılarak, kıyı ve hatta deniz yüzeyi yapılaşmasının önü açılmıştır” diye konuştu.

Sosyal ve ekonomik şartların gelişmesi ile hızla yapılan yatırımlara yönelik kanun ve düzenlemelerin yapılmasının kaçınılmaz olduğuna vurgu yapan Köksal, “Günü kurtarmak adına devlet bütçesine gelir beklentisiyle devletin ve sermayenin rant beklentilerine yönelik uluslararası sözleşmeler ve anayasaya aykırı yapılan ve halen yürürlükte olan düzenlemeler kıyılarımızı ve kıyılarımızda bulunan kültürel ve doğal değerlerimizin, kıyı ekosistemi ve peyzajının bozulmasına, yok olmasına neden olan ve olacak olmasına yol açan düzenlemelerdir. Kıyılarımızdaki bu bozulmalar şehircilik ve kamu yararına ilkelerine aykırı, ayrıcalıklı imar izinleri için olanak sağlayan 1982 yılında çıkarılan Turizmi Teşvik yasasıyla hız kazanmıştır. Ne yazık ki bu yasa tüm geçmiş dönem hükümetlerince benimsenmiştir. Bugün kentlerde, kıyılarda, ormanlık alanlar ve sit alanlarda çevre ve kamu yararını açıkça çiğneyerek yükselen ne kadar tesis varsa, hepsinin üstünde hükümetlerin kararıyla verilen teşvikler nedeniyle bu yasa vardır. Kontrolsüz kıyı turizmi geniş alanlara yayılan turizm tesisleri, ikinci konut yığılması, kentleşme ve yerleşme alanlarındaki servis veren havaalanı, yollar, limanlar gibi büyük altyapı projeleri ile doğal ve kültürel değerler üzerinde büyük baskılar olmaktadır. Bu baskılar doğal ve kültürel değerlerin bozulmasına yol açmakta, bununla birlikte ekolojik alanların yok olmasına, su kaynaklarının tehlikeye girmesine, deniz kirliliğinin artmasına ve yerel halkın sosyal değerlerine ve yaşam biçimlerinin değişmesi gibi sonuçlara neden olmaktadır” diye konuştu.

Sadece kıyıların değil aynı zamanda ormanlık alanların, mera ve otlakların da tehdit altında olduğunun altını çizen Köksal, Turizm Teşvik Kanununun çok doğru bir yasa olmadığını belirterek, “Bazı yasalarımızın sadece kıyılarımızı değil yaylalarımızın, mera ve otlak alanlarımızın, milli park alanlarımızın ve kıyı dışındaki orman alanlarımızın da turizm amaçlı planlanarak yapılaşmaya açılmış ve açılabilmektedir. Bir taraftan kontrolsüz ve dengesiz olarak verilen taş ve maden ocağı izinleri, HES’ler nedeniyle bozulan ve yok edilen doğal değerlerimiz olan akarsularımızın, orman alanlarımızın ve yaylalarımızın turizm yatırımlarına yönelik tahsisleri hızlanarak artacaktır. Mimarlar Odası Antalya Şubesi olarak kamu yararına aykırı merkezi hükümetin ve yine yerel yönetimin uluslararası sözleşmeler ve anayasa şehircilik ve planlama ilke ve esaslarına kamu yararına aykırı olarak doğal ve kültürel değerlerimizin, tarım alanlarımızın, orman alanlarımızın yok olmasına neden olacak birçok kararın plan ve plan değişikliklerinin tahsisinin iptaline yönelik hukuk mücadelelerini yıllardır sürdürmekteyiz” diye konuştu.

Turizmle birlikte kaçak yapılaşmanın da arttığına değinen Köksal, “Özellikle kaçak yapılaşma ve ihlaller o dereceye ulaşmıştır ki antik kentlerimiz tehdit ve tehlike altındadır. Antik kentlerimizin kazı sınırlarına dayanmıştır bu tehdit. Bu amaçla çalışmalarımız, mücadelemiz devam etmeli. Bunu yaparken de tüm meslek, halk, vatandaş, bilim insanları bir arada çalışmalıyız” dedi.

KUZU KURTA TESLİM EDİLDİ

Son 15 yıldır kentsel dönüşüm adı altında kültürel varlıkların yağma edildiğini ifade eden TMMOB Genel Başkanı Eyüp Muhçu ise konuşmasında hükümeti eleştirdi. Muhçu, “Sayısız yargı kararları ve sayısız bilimsel raporlarla Türkiye’de 15 yıldır uygulanan kentsel dönüşüm politikalarının vahşi bir yağma politikası olduğu belgelenmiş, tescil edilmiş, ortaya konmuştur. Ancak buna rağmen bu politikalar gözden geçirilmesi, terk edilmesi, çevre ve kente, doğa ve kültürel değerlere duyarlı politikaların, kamu yararına yönelik kentleşme anlayışı hayata geçirilmesi beklenirken tersine süreç daha da kötü bir şekilde işlemektedir. Özellikle 2011 yılında çıkarılan çok sayıda kanun hükmünde kararnamelerle birlikte doğal mirasımız Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın bir müdürlüğüne teslim edilmiştir. Bir başka deyişle icracı bir kuruma teslim edilmiştir. Daha açık ve somut bir şekilde ifade edersek kuzu kurda teslim edilmiştir. Bundan dolayı Türkiye’deki doğal mirasımızla ilgili yurttaşların, bizlerin duyarlılığı, direncinden başka hiçbir güvence kalmamıştır. Kültür varlıklarıyla ilgili sürecin de, ecdat yadigarını koruyoruz söylemleri altında nasıl kültür varlıklarının, anıtsal yapılarının ve özellikle de Cumhuriyet düşmanlığına dayanan Cumhuriyet miraslarının yerle bir edildiğini görüyoruz. Buna acı bir şekilde tanıklık ediyoruz. Üstelik yıkım politikaları karşısında yargı kararları olmasına rağmen bu yargı kararlarını da hiçe sayan bir tutum görüyoruz” diye konuştu.

15 yıl süresince yapılamayanların 15 Temmuz darbesi ve akabinde 21 Temmuz’da alınan OHAL ilanıyla birlikte yapılmaya başlandığını iddia eden Muhçu, “Bu çerçevede bütün kamu varlıklarının, Varlık Fonu adı altında bir torbaya konularak küresel sermaye gruplarına ikram edilmesi, bir başka deyişle, geçmişte Cumhuriyet ile birlikte kaldırılan Düyun-i Umumiye politikalarının daha kötü bir şekilde bugün kentler, kültürel varlıklar, doğal varlıklar, kamu varlıkları üzerinden gerçekleştirildiğini görüyoruz, bunlara tanık oluyoruz. Bu çerçevede yabancı yatırımlara olanak sağlamak için kimi düzenlemeler söz konusudur. Tabi ki biz Mimarlar Odası olarak diğer ülkelerin Türkiye’de yatırım yapmalarına karşı tavır sergilemiyoruz. Söylendiği gibi istemezükcü değiliz. Ama biz çevreye duyarlı olmayan yatırımı kim yaparsa yapsın bunun doğru olmadığını söylüyoruz. Sadece doğru olmadığını söylemekle kalmıyoruz bunu raporluyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de demokratik katılımcı yöntemlerin uygulanmadığı için dava açmak zorunda kaldıklarını ifade eden Muhçu, “Bundan dolayı da haksız bir şekilde suçlanıyoruz. Eğer yatırım kararlarında, plan kararlarında yol yaparken, kamu tesisi veya diğer tesisler yapılırken bizlerin, üniversitelerin, halkın görüşleri alınmış olsaydı, tepeden talimatlarla bu kararlar verilmek yerine, halk bir süre bizzat sürecin içinde yer almış olsaydı o zaman biz katılım sürecini yargıda, mahkemede gerçekleştirmek zorunda kalmayacaktık. Bugün Mimarlar Odası TMMOB’ya bağlı odalar, sivil toplum kuruluşları, binlerce dava açıyorsa bunun nedeni yağmacı, despotik kentleşme ve yatırım politikalarından başka bir şey değildir. Öncelikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bütün plan, karar ve uygulamalarının tartışmaya açılmasını istiyoruz. Doğal sit alanlarını ve çevreyi egemen sermaye sınıfları ile işbirliği içerisinde yapılaşmaya açtırmak, ticari meta haline getirilmesini ret ettiğimizi bildirmek istiyoruz. Meslek odaları ve hatta kamu kurumları tarafından düzenlenen raporların dikkate alınmasını ve tüm kesimlerin yer aldığı katılımcı süreçlerin gerçekleştirilmesini talep ediyoruz, bunun için mücadele ediyoruz. Çevre karşıtı yatırım ve plan kararlarının ivedilikle durdurulması gerektiğini beyan ediyoruz” dedi.

Muhçu, doğa ve kültür değerlerinin korunmasında yetkileri kısıtlanmış olsa da yerel yönetimlere de iş

Panelde konuşan Manavgat Belediye Başkanı Şükrü Sözen’de merkezi hükümetin yerel yönetimlere sormadan bölgesiyle ilgili aldığı kararları eleştirerek, planlaması yapılmamış ve altyapısı hazır olmadan alınan kararlar nedeniyle bölgede mağduriyetlerin yaşanacağını belirtti. Sözen ayrıca Manavgat Belediyesi tarafından Manavgat’ta kazandırılan projeler hakkında bir sunumla katılımcılara bilgi verdi.

Açılış konuşmalarının gerçekleştiği ilk oturumun ardından yapılan oturumlarda; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden Prof. Dr. Deniz İncedayı ve Mimar Mehmet Osman Aydın yönetiminde, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden Prof. Dr. İclal Dinçer “Doğal ve yapılı çevrenin korunmasında değişen politikalar üzerinden kıyı ve turizme bakmak” konusunda, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden Prof. Dr. Alper Ünlü “Kıyılar ve ekoloji” konusunda, Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Vahap Tuncer “Kıyı bölgelerinde hızlı kentleşme, tarım ve tarım sektörünün geleceği” konusunda, Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nevzat Çevik “Geçmişle gelecek arasında sıkışan masum emanetler: doğa ve kültür” konusunda, Uludağ Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden Prof. Dr. Özgür Ediz “Kayaköy üzerine düşünceler: olmak ya da olamamak” konusunda, Şehir Plancıları Odası Antalya Şubesi Başkanı Ebru Manavoğlu ise “Antalya planlama sürecinin değerlendirilmesi konusunda bilgi verdiler. Son olarak katılımcıların katıldığı forumu mimar Erkan Karakaya yönetti.

Kaynak: (ÖK) - Ömer Karça Editör: Büşra GÜLER
Etiketler: Turizm, Teşvik, Kanunu, değerlerimizi, yok, ediyor,
Yorumlar
Haber Yazılımı