Haber Detayı
19 Mart 2018 - Pazartesi 08:54 Bu haber 3979 kez okundu
 
Muşmal, “Çanakkale ruhu bugün Afrin’de yaşıyor”
Manavgat Müftülüğünün Çanakkale Zaferi’nin 103’üncü yıldönümü ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü dolayısıyla düzenlediği ‘Çanakkale Destanı Şehit Mektupları ve Hikayeleri’ konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Muşmal, dünya üzerinde hiçbir ordunun savaşa bayrama gider gibi gitmediğini belirterek, “Afrin’e giden askere soruyorlar nereye gidiyorsun diye, biri bayrama diyor diğeri Kızıl Elma’ya, işte bu bugün Çanakkale ruhunun Afrin’de yaşandığını gösteriyor” dedi.
GÜNDEM Haberi
Muşmal, “Çanakkale ruhu bugün Afrin’de yaşıyor”

 

Manavgat Müftülüğünün Çanakkale Zaferi’nin 103’üncü yıldönümü ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü dolayısıyla düzenlediği ‘Çanakkale Destanı Şehit Mektupları ve Hikayeleri’ konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Muşmal, dünya üzerinde hiçbir ordunun savaşa bayrama gider gibi gitmediğini belirterek, “Afrin’e giden askere soruyorlar nereye gidiyorsun diye, biri bayrama diyor diğeri Kızıl Elma’ya, işte bu bugün Çanakkale ruhunun Afrin’de yaşandığını gösteriyor” dedi.

Manavgat Müftülüğü, Çanakkale Zaferi’nin 103’üncü yıldönümü ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü dolayısıyla Atatürk Kültür Merkezi’nde bir konferans düzenledi. Program çerçevesinde Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Muşmal ‘Çanakkale Destanı Şehit Mektupları ve Hikayeleri’ konulu bir konferans verirken, şehitler için okunan bin bir Hatmi Şerif’in duasını da Manavgat Müftüsü Mustafa Atilla okudu.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan konferansta Kuyumcuyeri Camii İmam Hatibi Hasan Çelik’in Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından Manavgat Müftüsü Mustafa Atilla açılış konuşmasını yaptı.

Çanakkale’nin imanın gücü karşısında maddi gücün dize geldiği yer olduğunu vurgulayan Müftü Atilla, “Çanakkale yüce Rabbimizin yılgınlık göstermeyin hüzünlenmeyin, iman etmiş kimselerseniz üstün gelecek olan sizlersiniz müjdesinin bir kez daha tecelli ettiği yerdir. Çanakkale imanın küfre, Hakkın batıla, haklının haksıza karşı zaferinin perçinlendiği yerdir. Çanakkale kuzeyden güneye, doğudan batıya nice vatan evladının mukaddesat uğruna, omuz omuza şehadete koştuğu yerdir. Çanakkale İstiklal Marşımızın şairinin, ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi, Bedrin aslanları anca bu kadar şanlı idi dizelerinde ifade ettiği gibi şehadetin destanlaştığı, bir milletin Allah aşkıyla şahlandığı yerdir. Çanakkale çağdaş dünyaya savaş ahlakı ve hukukunun öğretildiği müstesna bir mekteptir. Milletimiz varlığına kasteden, hayasız akınlar karşısında unutulmayacak bir destan yazmıştır. ‘Allah Allah’ nidalarıyla cepheye koşan Mehmetçiğimiz yaralı düşman askerlerini sırtında taşıyacak ona kırbasından su içirecek kadar yüce bir ruh, asil bir kan taşıdığını bizlere ifade ettiği yerdir” diye konuştu.

Sabah namazı buluşmasında din görevlileri ve cemaatin katılımı ile bin bir Hatmi Şerif’in okunduğunu ancak şehitlerin sadece bir gün için anılmasının doğru olmayacağını dile getiren Müftü Atilla, “Böyle bir destanı sadece bir günle yadetmek doğru değildir. Yılımızın her bir günü şehitler günüdür, yılımızın her bir günü şehitlerimize vefa ve onları anma günüdür” diye konuştu.

Müftü Atilla’nın konuşmasının ardından, 07 Mart’ta yapılan İstiklal Marşı’nı Güzel Okuma yarışmasında ilkokullar arasında birinci olan Buğlem Duru Yılmaz, İstiklal Marşı’nın tamamını heyecanlı bir şekilde ezberinden okudu. Yılmaz’ın okuması dinleyiciler tarafından ayakta alkışlandı. Yılmaz’a Manavgat Müftülüğü adına hazırlanan hediyeyi takdim eden Manavgat Kaymakamı Dr. Mustafa Yiğit, “Bu topraklar şehit kanlarıyla sulanmış, dolayısıyla bizim dostumuz toprak. Biz bu toprak için yaratılmışız ve hiç kimsenin bu topraklarda gözü olmasına, bizim karşımızda dikilmesine müsaade etmeyeceğiz. Bunu hep gösterdik, göstereceğiz şehitlerimizin kanlarıyla suladığımız bu toprakları kanımızın son damlasına kadar koruyacağız, hep birlikte bunun mücadelesini vereceğiz.

Bugünleri sadece bugüne mahsus kutlamak değil, belki her gün şehitlerimizin yakınlarının halini hatırını sormak, onları takip etmek, yine gazilerimizin ihtiyaçlarını takip etmek bizim vazifemiz. Onlarında takipçisi olacağız” diye konuştu.

ÇANAKKALE’DE OLMAYAN TEK ŞEY MORFİNDİ

‘Çanakkale Destanı Şehit Mektupları ve Hikayeleri’ konulu konferansı sunmak üzere sahneye çıkan Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Muşmal, Çanakkale Savaşı ile ilgili kronolojik bilgi vermeyeceğini, Çanakkale ruhunu anlayabilmek için orada şehit düşmüş askerlerin hikayelerini paylaşacağını belirterek, “Çanakkale’de şehit olmuş, gazi olmuş atalarımızın ecdadımızın hikayeleri, mektupları üzerinden onların ruhuna dokunmak ve bu vesileyle onların arkasından birer Fatiha okuyacak bir vesile kılmak amacıyla bu toplantıyı yapıyoruz” diye konuştu.

Churchill’in ifadesiyle, Türklerin boğazını sıkacağız diyerek 50’ye yakın ülkenin askerinin Çanakkale’ye geldiğini vurgulayan Muşmal, “Türklerin boğazını sıkacağız diye gelen 7 düvelin nasıl başarısız olduğunu ve onların boğazda hangi ruhla karşılaştıklarını anlamak amacıyla bazı hikayeleri paylaşmak istiyorum. Gelibolu önlerinde iki kuvvetin mukayesesini gözler önüne sereceğim. O mukayeseyi yaptıktan sonra da annesine, evladına, kardeşine, yavuklusuna, nişanlısına yazmış olduğu mektupları, şiirler ve hikayeleri paylaşacağım” dedi.

Çanakkale Savaşı’nın son yüzyılda herkesin bildiği gibi Türklerin yaşadığı en büyük savaşlardan biri olduğuna değinen Muşmal, “1. Dünya Savaşı 1914’de başlamış ve bu savaşın pek çok noktasında yeni cepheler açılmıştı. Bunlardan bir tanesi de Çanakkale cephesiydi. Çanakkale 3 Kasım 1914’den 8-9 Ocak 1916 yılına kadar 14 boyunca devam eden bir savaştır. Biz bugün 103’üncü yıldönümünü kutladığımız gün yani 18 Mart 1915 savaşın henüz başlarında, deniz zaferini kazandığımız gün. Ama ondan sonra asıl savaş, yani bugün idrak ettiğimiz savaşı kazandığımızı tescil ettiğimiz, mağlup olan 7 düvel, Türklerin bizleri yenemeyeceklerini anlayınca boğazın kenarında Gelibolu’da birçok noktada kara çıkarması yapmaya karar verdiler. Bizim büyük, ciddi kayıplarımız, büyük mücadelemiz 25 Nisan’dan itibaren başlamış olan kara savaşlarında yaşandı.

Bizim ağıtlarımızın yaşandığı nokta kara savaşlarında gerçekleşti, yani 251 bin insanı, tamamı cephede değil ama cephe gerisinde, hastanelerde yaralı olduktan sonra ve daha sonraki süreçlerde kaybettiğimiz 251 bin insanın önemli bir kısmını kara savaşlarında kaybettik. Deniz savaşları elbette ki Türklerin uzak olduğu bir alan değildi. Dünyanın en büyük donanmasına 16.yüzyılda Türkler sahipti. Yani Osmanlı Devleti 16.yüzyılda Akdeniz’de haykırıyordu dünyanın en büyük donanması benim diye. Kazandığımız zaferler sadece Çanakkale Deniz Zaferi değil. Nice deniz zaferleri kazanmış bir millet olarak Çanakkale’de bir kez daha denizlerde de hala üstün olduğumuzu ortaya koymuştuk. Çanakkale’ye gelen itilaf devletlerinin kuvvetlerine baktığımızda 50 ülkeden asker devşirdiklerini görüyoruz. Bunların arasında Hintli Müslümanlar da var. Bu ülkelerin içerisinde Afrikalı insanlar var. uzak doğulu insanlar, Anzaklar, Yeni Zelandalılar var. Senegalliler var, siyahi insanlar Çanakkale’ye geldiler. Güneş batmayan imparatorluk diye adlandırılan Büyük Britanya’nın Mısır’da büyük hazırlıklarla eğittiği Müslümanları şöyle kandırmıştı İngilizler; biz pis, barbar Türklerin ellerinden Halifeyi kurtarmaya gidiyoruz, Halifeyi kurtaracağız. Yani Müslümanlar ezan sesini Türk cephesinden duyana kadar aslında pis Türklerin elinden, onların tabiriyle Halifeyi kurtarmaya gelmişlerdi. Ama daha sonra anladılar aslında mücadele ettikleri İslam’ın bayraktarlığını yapan Türklerdi. Onun için İngilizler 1 milyonun üzerinde bir asker devşirerek 50’ye yakın ülkeden boğaza asker getirmişlerdi. Özellikle İngilizler ve Fransızlar kendi askerlerini cepheye sevk etmediler, daha sonraki süreçte karşımıza çıkacaklar. Peki Osmanlı Devleti, birlikte savaşa girdiği Almanya ile birlikte varını yoğunu seferberliğe, özellikle 1. Dünya Savaşı’nda çıkmış olan seferberliğe daha sonra yaşı da biraz indirerek 1315’lileri dahi seferberliğe dahil ederek, topyekün varlık yokluk mücadelesi yürüttüğü bir savaşla karşı karşıya kalacaktı” diye konuştu.

Çanakkale’de en büyük eksikliğin cephane olmadığının altını çizen Muşmal, “Cephane eksik değildi, yani bizim yokluğunu çektiğimiz şey kurşun değildi. Çanakkale’de insanlarımız askerlerimiz aç falan da değildi. Analarımız onlara neler yapıp gönderdi. Yani biz askerlerimizi aç bırakmadık. İnanır mısınız çay 20.yüzyılda Türklerin sofrasına geldi ondan önce biz kahve içerdik. Türk kahvesi de oradan gelir, çayımızda eksik değildi vardı. Çanakkale’de yok olan iman da değildi, cesarette değildi. Olmayan bir şey vardı bizde sargı bezi ve morfin. Morfinimiz yoktu. Morfinin olmayışı çok önemli bir husus. Çünkü morfin bu kadar yaralının, bu kadar şehidin olduğu ortamda, özellikle kara savaşlarında en fazla ihtiyacımız olan şeydi” diye konuştu.

Savaşta yaşanan bir olayı da nakleden Muşmal, “Amiral Guepratte İngiliz ordularının başında ve o meşhur çıkartmasını 18 Mart öncesinde yapabilmek için bir hazırlık içerisine girmiş. Yani bir günde boğazı geçecek ve Topkapı önlerine kadar gelip akşam çayını Boğaz’da içecekler. Böyle planlamışlar. Aslında boğazı da tanımıyorlar değiller. Yıllar boyunca İngilizler ve Fransızlar yapmış oldukları istihbarat sayesinde boğazın hangi noktasından hangi rüzgarın hangi derecede estiğini dahi hesaplayacak istihbarat içerisine girdiler. Biz bu casusların faaliyetlerini önlemek için Gelibolu’da bizim vatandaşımız olan gayrimüslimleri incitmeden bölgeden almanın derdine düştük. Çünkü Rumlar ve Ermeniler zaman zaman bize ihanet etmişlerdi ve biz bu tecrübeye sahip insanlar olarak, bizimle verecekleri istihbaratı en asgari seviyeye indirmeye çalışıyorduk. Çünkü devlet olabilmenin en büyük özelliği istihbaratın güçlü olmasıdır. Bilgiye hükmeden devletler büyük devletlerdir. Osmanlı Devleti karşıya istihbarat vermemek için bölgede ciddi bir takım çalışmalar yapmakla birlikte, İngilizler 50-60 yıl boyunca bölgede çalışmalar yürüttüler.

İhtilaf kuvvetlerinin Çanakkale’ye getirdiği donanma 20.yüzyılın en büyük donanmasıydı. Bizler artık 17.yüzyıldan sonra büyük donanmaya sahip değildik. Bu donanmada yüzlerce gemi bulunuyordu. O meşhur Queen Elizabeth, Irresistable, Ocean dünyada o güne kadar görülmemiş büyüklükte bir gemilerle geldiler. Bu gemilerin arasında posta gemileri de vardı, tuzlu suyu tatlı suya çevirecek teknolojiye sahip gemilerde vardı.

Amiral Guepratte bunu kesinlikle biliyordu, Türkler boğazı kesinlikle mayınlamışlardır. Zaten Abdülmecid döneminden itibaren boğazda ciddi tabyalar kurulmuştu. Yani boğazın kenarında boğazı geçmeye kalkanlara gülle yağdıracak olan tabyalarımız, toplarımız bulunuyordu. Guepratte mayınların da olduğunu biliyordu. Hemen yüzbaşıyı çağırdı. Herkes şaşırdı, emireri varken neden yüzbaşıyı çağırttı. Yüzbaşıya dedi ki, senin rütben yüzbaşı değil mi, peki ben sana bir görev versem bu görevi yerine getirdiğinde seni binbaşı yapacağım desem, memnun olur musun. Bildiğime göre sen nişanlısın ister misin düğününü İstanbul’da yapalım. Yüzbaşının gözleri parıl parıl, hem binbaşı olacak hem de düğünü İstanbul’da olacak. Napolyon’un dünya bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu dediği yerde. Yani onlar için Bizans İmparatorluğunun, Hristiyanlığın merkezi olan, Rusların sıcak denizlere inme politikasında elde etmek istediği Greek projesi olarak ürettiği, Katerina’nın çocuğuna bilinçe Konstantin ismini verdiği, bir gün mutlak surette Hristiyanların olacak diye gece gündüz çalıştıkları İstanbul’da yüzbaşı düğün yapacak. Hemen emri aldı. Boğazın mayınlarını sabahtan akşama kadar temizleyecekti. Çünkü Türkler mayın döşemişti. Yüzbaşı kısa bir sürede boğazdaki mayınları temizledi. Fakat biz bundan şüphelenmiştik. Mayınlar temizlenmiş olabilir miydi boğazdan. Bunu nasıl tespit edeceğiz. 5 metre denizin altına inmiş mayınlardan bahsediyoruz. Bizim çıplak gözle onu görmemiz mümkün değil. Boğazdaki mayınların temizlenip temizlenmediğini anlamak için ya yukarıdan bir tayyare ile bakmamız lazım yada bizatihi 24 saat tutacağımız nöbetlerle ya da gece görüş imkanlarının el verdiği ölçüde mayınların temizlenip temizlenmediğini anlamamız lazım. İngilizler ve Fransızlar yüzün üzerinde Çanakkale’ye getirdikleri gemilerin dışında uçakta getirdiler. 1903’de ilk uçak Amerika’da havalandı. 1909’da İngilizler uçağa sahip oldu. 1910’lu yıllardan itibaren de uçak kullanmaya başladılar. Çanakkale’ye geldiklerinde 20 tane uçak vardı. Sadece uçakları yoktu, 3 Kasım’dan itibaren yapmış oldukları değerlendirmelerle adalarda havaalanları inşa etmişlerdi. Gemilerde de uçakların inip kalkabileceği havaalanları vardı, ama bizim hiç havaalanımız yoktu. Bizim uçağımız var mıydı. 1909’da biz Osmanlı Devleti olarak uçağa sahip olduk. 3 tane tayyaremiz vardı, ikisi düştü, bir tanesi de bozuk halde. Elimizde keşif uçuşu yapabileceğimiz dışında ciddi bir uçağımız yoktu. Yani hava açısından da çok iyi durumda değildik. Çanakkale’de uçaklar ve balonlar çok ciddi iş görmüşlerdir. Bizde bir tayyare kaldırarak boğazda mayının temizlenip temizlenmediğini kontrol ettik. O gün Nusrat mayın gemisine iş düşecekti. Nusrat mayın gemisi boğazda temizlenmiş mayınların yerine dikey olarak değil, yatay bir şekilde gemilerin manevra yapacağı bir alanda zekice mayın döşemesi gerçekleştirdi. Ama İngiliz komutanı boğazda mayın olmadığını düşünüyordu. O gün harekat emri verdi, boğazda o meşhur gemiler batmaya ve tahrip olmaya başladılar. Hemen Amiral Guepratte hemen yüzbaşıyı çağırttı. Yüzbaşı şaşkın, sabahtan akşama kadar mayınları temizletti. Yüzbaşı korku içerisinde amiralin karşısına çıktı. Amiral Guepratte, yüzbaşıyı hatasından dolayı geminin güvertesinde astırır. Amiral Guepratte, oğlu Yüzbaşı Guepratte’ı o gün geminin direğinde idam ettirdi” diye konuştu.

Çanakkale Savaşı’nda şehit düşen askerler tarafından kaleme alınan mektuplardan ve şiirlerden örnekler sunan Muşmal, tüm bu mektupların orijinallerinin Ankara’da Kızılay’ın arşivinde bulunduğunu, talep edenlerin kamuya açık olan bu mektupları görüp okuyabileceğini söyledi. Bu mektuplar ve hikayelerde adı geçenlerin her şeyden önce insan olduğuna dikkat çeken Muşmal, “Biz bu mektupta yazılanlar ve yaşanmış hikayelerde anlatılanlardan o gün kahramanlarımızın nasıl bir ruh halinde olduğunu anlıyoruz. Şehit olacaklarını biliyorlar, kimi avukat kimi doktor kimi mühendis, isteseler cepheye gelmezlerdi. Biz Çanakkale’de okumuş bir nesli kaybettik. İşte bu ruh bugün Afrin’de de var. Afrin’e giden askerlere soruyorlar nereye gidiyorsunuz diye, bayrama diyorlar, bir asker Kızıl Elma’ya gidiyoruz dedi. Dünya üzerinde hiçbir ordunun askeri yok ki savaşa bayrama gider gibi gitsin. İşte dün Çanakkale’de cepheye gidenlerle bugün Afrin’e gidenler aynı ruhu taşıyorlar, Çanakkale ruhu bugün Afrin’de yaşıyor” dedi.

Prof. Dr. Hüseyin Muşmal’ın konuşmasının ardından Müftü Mustafa Atilla, sabah namazında okunan bin bir Hatmi Şerif’in duasını okudu ve Müftülüğün sunduğu program sona erdi.

Kaynak: (ÖK) - Ömer Karça Editör: Büşra GÜLER
Etiketler: Muşmal,, “Çanakkale, ruhu, bugün, Afrin’de, yaşıyor”,
Yorumlar
Haber Yazılımı bursa escort lara escort