Haber Detayı
05 Ocak 2018 - Cuma 08:41 Bu haber 2523 kez okundu
 
Bayraktar, 2017 yılını değerlendirdi
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, gerçekleştirdiği basın toplantısı ile tarımda 2017 değerlendirmesini yaparken, 2018 yılı beklentilerini açıkladı.
YAŞAM Haberi
  Bayraktar, 2017 yılını değerlendirdi

 

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, gerçekleştirdiği basın toplantısı ile tarımda 2017 değerlendirmesini yaparken, 2018 yılı beklentilerini açıkladı.

2017 yılı içerisinde ürünlerdeki fiyat değişimlerini de değerlendiren Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üretici ile market fiyatları arasında var olan tutarsızlıkların 2017 yılında da devam ettiğini belirterek, “Bu durum sürdürülemez. Devam ederse, önünde sonunda çiftçimizin üretimden kaçınmasıyla sonuçlanır. Çiftçimiz de istikrarlı bir gelir elde etmeli, tüketicimiz de makul fiyatlarla ürün tüketebilmelidir. Görünen o ki 2017 yılında da tüketicimiz, üretici fiyatlarının çok üzerinde bir bedelle ürün alabilmiştir. Mevcut durumdan hem çiftçimiz hem de tüketicimiz mağdurdur” dedi.

Bayraktar basın toplantısında şu ifadelere yer verdi:

“Günümüzde tüketim alışkanlıkları hızla değişiyor. Nüfus artışı, tüketim alışkanlıklarının değişmesi, küresel ısınma nedeniyle gıdaya ulaşmak önümüzdeki yıllarda daha zor ve pahalı hale gelecek. Yapılan hesaplamalara göre, dünya nüfusu 2050 yılına kadar 2 milyar artarak 9,6 milyara ulaşacak. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, 2050 yılına kadar mevcut gıda tüketiminin yüzde 60 oranında artacağını tahmin ediyor.

Buna karşın, dünyada tarım alanları sınırlı, toplam karasal alanın yüzde 10’unda tarım yapabiliyoruz. Verimliliği artırmak tek yol olarak görünüyor. Tarım alanlarını kirlenmeden uzak tutmak, çölleşmeyi önlemek, korumak ve sürdürülebilir tarımı gerçekleştirmek zorundayız.

İşte bu ortamda, Türk tarımı da gerçekleştirdiği üretim, sağladığı istihdam ve ihracatla ülke ekonomisindeki önemini koruyor. 2017 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla tarımın gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) içindeki payı, 2016 yılındaki gibi yüzde 6,2 düzeyinde gerçekleşti. 2016 yılının tamamında yüzde 2,6 küçülen tarım sektörü, bu yılın Ocak-Eylül döneminde yüzde 3,3 büyüme yaşadı.

Tarımdaki büyümenin temel nedeni, baz etkisinin yanı sıra bitkisel üretimde yaşanan artış oldu.

Üretim, tahılda yüzde 2,4, meyvelerde yüzde 9,7, sebzelerde yüzde 1,8 arttı. Tahıl üretimi 35,3 milyon tondan 36,1 milyon tona yükseldi. Tahıl, meyve, sebze dışındaki diğer bitkisel ürünlerde üretim yüzde 6,3 artarak 30 milyon tondan 31,9 milyon tona çıktı. Meyve üretimi 19 milyon tondan 20,8 milyon tona, sebze üretimi 30,3 milyon tondan 30,8 milyon tona yükseldi. Meyve üretimi ilk kez 20 milyon tonu geçti; hem sebzede hem de meyve üretiminde rekor kırıldı.

Hayvancılıkta da üretim artışı özellikle tavuk eti ve yumurtada sürerken, kırmızı et ve sanayiye aktarılan sütte düştü. Tavuk eti üretimi Ocak-Ekim döneminde 1 milyon 567 bin tondan 1 milyon 772 bin tona,  yumurta üretimi 14,9 milyar adetten 15,9 milyar adede çıktı. Ekim ayı itibarıyla son bir yılda, tavuk eti üretimi 2 milyon 84 bin tonu, tavuk yumurtası üretimi ise 19 milyar 89 milyon adedi aştı.

Sanayiye aktarılan süt miktarı 7,8 milyon tondan 7,5 milyon tona, Ocak-Eylül döneminde kırmızı et üretimi ise 902 bin tondan 834 bin tona geriledi.

Yaş çay dahil 115,9 milyon ton olan toplam bitkisel üretim miktarı, 2017 yılında yüzde 4,4 artarak 121 milyon tona çıktı.

2017 yılında, 2016 yılına göre, ülkemizde, büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayısı arttı. 

Haziran ayları itibarıyla 2016’de 14 milyon 324 bin olan büyükbaş hayvan sayısı, 2017’de 14 milyon 817 bin başa çıktı.

Yine 2016 yılında 44 milyon 34 bin olan küçükbaş hayvan sayısı 2017 Haziran ayında 44 milyon 573 bin başa yükseldi.

Tarım sektörü, istihdamdaki önemini koruyor. Eylül ayları itibarıyla 2016’da yüzde 20,5 olan tarımın istihdamındaki payı, 2017’de ise yüzde 20,3 olarak gerçekleşmiştir.

Yine de 2017 yılının Eylül ayında her şeye rağmen tarım, 5 milyon 854 bin kişiye istihdam sağlamıştır.

Tarım, işsizliği 2,2 puan düşürerek yüzde 12,8’den yüzde 10,6’ya çekmiştir.

Unutulmamalıdır ki istihdamdaki ağırlığını hala koruyan tarım sektörü, mevsim şartlarına göre, 4,9-6 milyon arasında değişen çalışanla, Mayıs ayından Ekim ayına kadar her ay imalat sektöründen daha fazla istihdama ulaşmaktadır.

Tarım ve gıdada ihracat, 2016 yılında başlayan Rusya ambargosundan ve komşu ülkeler Irak ve Suriye’deki iç karışıklıklardan çok etkilenmiştir. 

2017 yılının Ocak-Kasım döneminde, ihracat yüzde 4,2 artışla 14,6 milyar dolardan 15,2 milyar dolara, ithalat ise yüzde 12,5 yükselmeyle 10 milyar dolardan 11,25 milyar dolara çıktı.

Tarım ve gıdada Ocak-Kasım dönemleri itibarıyla dış ticaret fazlası, 2016 yılında 4,6 milyar dolarken, 2017 yılında 3,95 milyar dolara indi.

2017 yılı içinde Rusya ambargosunun birkaç ürün hariç kalkması ve ihracatın çoğu üründe yeniden başlaması çiftçimizi bir nebze de olsun rahatlatmıştır. Domateste 50 bin tonluk kota ve birkaç firmaya ihracat izni verilmesi uygulaması kaldırılmalıdır. Bu konuda girişimlerin sürdürüldüğünü biliyoruz.

Yalnız, tarımdaki ithalat önemli bir sorun haline gelmeye başlamıştır. İthalat, ihracattan daha fazla artmakta, tarımın verdiği dış ticaret fazlası azalmaktadır.

Acilen tarım ve gıdadaki ithalat artışına önlem alınmalı, yurt içi üretim daha fazla desteklenmelidir.

Mazot, gübre, tohum, ilaç, elektrik gibi girdiler tarımın önemli maliyet unsurlarıdır. Üretim maliyetlerinin azaltılması, girdi fiyatlarının makul düzeylere çekilmesi gerekmektedir.

Yem ve gübrede 2016 yılında sıfırlanan KDV tutarı çiftçimize yansımamıştır. KDV oranını sıfırlamak yerine KDV tutarı kadar bir meblağın çiftçimize verilmesi daha doğru olurdu.

Henüz rakamlar kesinleşmese de 2016 yılında 11,5 milyar lira olan tarımsal destek bütçesi, 2017 yılında yüzde 11,1 artarak, 12,8 milyar liraya çıktı.

2018 yılında tarımda destek bütçesi yüzde 13,7 artışla 14,5 milyar liraya çıkmıştır.

Girdi destekleri içinde en önemli payı mazot, gübre destekleri alıyor. Gübre desteği 2016’da 880 milyon, 2017’de ise 800 milyon lira, mazot desteği 2016’da 720 milyon, 2017’de 700 milyon lira oldu. 2018 yılında gübreye 953 milyon, mazota 1,5 milyar lira destek bütçesi ayrılmıştır.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bu nakdî desteğin yanında ihracat teşvikleri, kredi sübvansiyonları, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) ve Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) gerçekleştirmiş olduğu alımlar, arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri gibi birçok kalemi de çiftçiye destek olarak görmektedir.

Alan bazlı tarımsal desteklerin 2018 yılında yüzde 28,2 artarak 3,18 milyar liradan 4,08 milyar liraya çıkacağı hesaplanmaktadır.

Prim desteklerinin 2018 yılında yüzde 6,3 oranında artarak, 3,34 milyar liradan 3,55 milyar liraya çıkacağı tahmin edilmektedir.

Hayvancılık desteklerinin ise 2018 yılında yüzde 5,8 artışla 3,82 milyar liradan 4,04 milyar liraya çıkacağı öngörülmektedir.

Kırsal kalkınma amaçlı tarımsal destekleme bütçesinde yüzde 20 artışla 1,44 milyar liradan 1,72 milyar liraya çıkacağı tahmini yapılmaktadır.

Tarım sigortası destekleme hizmetleri bütçesinin yüzde 10,7 artışla 0,87 milyar liradan 0,96 milyar liraya yükseleceği öngörülmektedir.

Diğer tarımsal amaçlı desteklerin ise yüzde 26,5 artışla 0,14 milyar liradan 0,17 milyar liraya çıkacağı hesaplanmaktadır.

Gübre kullanımı fiyata göre değişiklik göstermektedir.

2016 yılında 6,75 milyon ton olan gübre tüketiminin 2017’de gübre fiyatlarının artması sebebiyle bunun altında kalacağı tahmin edilmektedir.

Önemli bir tarımsal girdi olan gübrede, 2017 yılında fiyatlar, 2016 yılına göre yüzde 26,4 ile yüzde 37,6 arasında arttı. Gübre fiyatlarında en fazla artış yüzde 37,6 ile amonyum sülfat gübresinde gerçekleşti. Üre fiyatları yüzde 31,9 arttı.

Uluslararası gübre fiyatları, 2013 yılından itibaren gerilemeye başlamış, fiyat düşüşü 2016’ya kadar sürmüştü. 2016’nın son aylarında fiyatlar, döviz kurlarının artışının yanı sıra dünya fiyatlarının da artması nedeniyle yükselme trendine girdi.

Gübre kullanımının sürdürülebilir olması için gübre fiyatlarının makul seviyelerde olması gerekmektedir. Fiyatlarındaki yüksek artış, çiftçi gelirlerinin azalmasına, gübre kullanımından kaçınmasına neden olmaktadır. Bu durum ise üründe verim ve kaliteyi olumsuz etkilemekte, çiftçiyi ekonomik olarak zorlamaktadır.

Açıklandığı gibi gübre bedelinin yüzde 40’ı destek olarak verilmelidir.

Diğer önemli girdi mazottur. Ülkemizdeki mazot fiyatları rekabet içinde olduğumuz ülkelerin çok üzerindedir. Mazot fiyatları, 2017 yılında yüzde 15,9 artarak 4 lira 40 kuruştan 5 lira 10 kuruşa yükselmiştir. Bu rakamın yaklaşık yüzde 53’ü özel tüketim vergisi ve katma değer vergisinden oluşmaktadır.

2017 yılında kullanılan mazot bedelinin yaklaşık yarısının destek olarak 2018 yılında çiftçimize ödenecek olması, çiftçimiz lehine fevkalade önemli bir gelişmedir. Karar, çiftçimiz için oldukça memnuniyet vericidir. Yalnız, desteklerden sadece Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı çiftçilerimizin yararlanması, yaklaşık 9 milyon hektar tarımsal alanın bu kapsamda olmaması önemli bir sorundur. Üretim yapan bütün çiftçilerimizin desteklerden yararlanmasının bir yolu bulunmalıdır.

Sulama, seracılık ve hayvancılığın gelişmesiyle tarımda elektrik kullanımı artmıştır. 2017 yılında tarımsal sulama abone grubundan elektrik alan üretici bir kilovatsaat (kWh) elektrik enerjisi için yüzde 1 Enerji Fonu, yüzde 2 TRT payı ve yüzde 18 KDV dahil 33,63 kuruş ödemiştir. Fiyatlar bir önceki yıl ile aynı kalmıştır. 

2015 yılı sonunda Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından alınan kararla birlikte seralar tarımsal sulama abone grubuna dahil edilmesine karşın, hayvancılık işletmelerine tarımsal üretim faaliyetlerinin yapıldığı yerler olmasına karşın en yüksek tarife olan ticarethane abone grubundan elektrik verilmektedir. Hayvansal üretimde elektrik fiyatı kilovatsaatte (kWh) 40,51 kuruştur.

Elektrikte üreticilerimizi yakından ilgilendiren husus elektrik borcu bulunan üreticilerimizin desteklerine konan blokelerdir. Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak illerinde elektrik şirketinin alacağı üreticiye ödenecek olan desteklerden kesilmektedir.

Birim fiyatın düşürülmesi bakımından; elektrikte uygulanmakta olan yüzde 18 KDV, tarımda kullanılan elektrikte kaldırılmalı, pay ve fonlar alınmamalıdır.

Hayvancılık işletmelerimizin indirimli tarifeden elektrik almaları sağlanmalıdır.

Elektrik borçlarının desteklerden tahsil edilmesiyle ilgili uygulama kaldırılmalıdır.

Enerji politikaları belirlenirken üreticilerimiz mağdur edilmemelidir.

Ülkemizde son 10 yılda sertifikalı tohum üretimimiz yüzde 194,7 oranında artarak 2016 yılında 958 bin tona ulaşmıştır. Bu durum kaliteli ve verimi yüksek sertifikalı tohumlukların kullanımının her geçen gün ülkemizde yaygınlaştığını göstermektedir.

Ülkemiz tohum ithalatına hem 2015 yılında hem de 2016 yılında 202 milyon dolar ödemiştir. İhracat, 2015 yılında, 103 milyon dolar, 2016 yılında 153,5 milyon dolar olmuştur.

Tohum ihracatı, 2017 yılının Ocak-Kasım döneminde, 2016 yılının aynı dönemine göre yüzde 16,5 azalmayla 141 milyon dolardan 118 milyon dolara, ithalat ise yüzde 7 azalmayla 228 milyon dolardan 212 milyon dolara inmiştir.

Tohumda, sertifikalı tohumluğun zamanında ve uygun bir fiyatla çiftçimize ulaştırılması tarımsal üretimin artırılması açısından önemlidir. 

İthalat değerinde en çok paya sahip olan sebze tohumluğu başta olmak üzere tohumlukta dışa bağımlılık azaltılmalı, yeni çeşit geliştirmek için Ar-Ge çalışmalarına hız verilmelidir. Sebze tohumluk ve fidelerinde uygulanmakta olan KDV de diğer tohumluklarda olduğu gibi yüzde 1’e indirilmelidir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre, 2017 Eylül ayı itibarıyla, tarım ve balıkçılık sektörüne kullandırılan nakdi kredi miktarı, 83,2 milyar lira oldu.

2017 Eylül ayı itibariyle tarım ve balıkçılık sektörüne kullandırılan toplam 83,2 milyar liralık kredinin, 56,6 milyar lirası kamu bankaları tarafından, 10,1 milyar lirası yerli özel bankalar, 16,5 milyar lirası ise yabancı bankalar tarafından kullandırıldı.

Tarım Kredi Kooperatifleri ise 2017 yılı Eylül ayı itibariyle yaklaşık 7,3 milyar kredi kullandırmıştır.

2018 YILINDAN BEKLENTİLER

Çiftçimiz, bütçe olanakları çerçevesinde desteklense de rekabet içinde olduğumuz ülkelerin çiftçileri göz önüne alındığında destek tutarı yetersiz kalmaktadır. Çiftçimize verilen doğrudan desteklerin Tarım Kanununda öngörüldüğü gibi gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 1’ine çıkarılması, sektörümüzün önünü açacak önemli bir gelişme olacaktır.

Desteklerdeki önemli bir husus da destek ödemelerinden kesinti yapılıyor olmasıdır. Çiftçilerimiz sanki zirai kazanç elde ediyormuş gibi desteklerden yüzde 4 oranında stopaj kesilmektedir. Bu kesinti kaldırılmalıdır.

Tarım desteklerinin miktarı kadar desteklerin zamanında açıklanması da önemli bir husustur. Çiftçilerimizin ekim yapmadan alacağı desteği bilmesi gerekir.

Üreticimizin en önemli sorunlarından biri fiyat ve gelir istikrarsızlığıdır.

Sektörde ekonomik örgütlenme güçlü değildir. Bundan dolayı tarımda üretim planlaması yapılamamakta, pazarlamada da sorunlar meydana gelmektedir.

Gelişmiş ülkelerde planlama ve talebe uygun üretim esastır. Üretici birlik ve kooperatifleri, güçlü yapılarıyla piyasayı regüle edebilmektedir. Bu örgütler, soğuk hava zincirleriyle ürünü koruyup, lisanslı depolarda depolayabiliyorlar. Böyle olunca da piyasaya ihtiyaç kadar ürün sürüyorlar, aşırı fiyat dalgalanmaları oluşmasını önlüyorlar. Talebin üzerinde üretim yapılmasına da izin vermiyorlar.

Bizde böyle bir yapı oluşmadığı için, çiftçimiz üretim planlaması yapamıyor, ürününü etkili bir şekilde de pazarlayamıyor. Ürün para edince o ürüne yönelen çiftçimiz, talebin üzerinde üretim nedeniyle fiyatlar düşünce o üründen kaçıyor, başka ürüne yöneliyor. Çiftçimizin üretimden kaçtığı üründe üretim azalınca bu kez fiyatlar yükseliyor. Her iki durumda da çiftçimiz yeterli geliri elde edemiyor, kısır döngü sürüp gidiyor. Tarladan markete ürün fiyatları 4-5 kata varan oranlarda artarken, üretici yeterince para kazanamazken, tüketicilerimiz de makul fiyatlarla ürün tüketememektedir.

2017 yılında Milli Tarım Politikasıyla 941 havzada 21 ürün desteklenmesi uygulaması başlatıldı. Beklentimiz, bu modelin üretim planlamasına hizmet edecek şekle dönüştürülmesi ve etkili bir şekilde uygulanmasıdır. Planlı bir üretim yapıldığında, üretici gelir, ürünler fiyat istikrarına kavuşacaktır.

Hasat devam ederken 2017 yılında buğdayda, arpada, mısırda, yem hammaddelerinde gümrük vergilerinin düşürülmesi, ithalat yapılmamasına rağmen psikolojik olarak piyasayı olumsuz etkilemiştir. TMO’nun buğdayda müdahale alım fiyatı açıklamada gecikmesi ve hem buğday hem de mısırda beklentilerin altında bir fiyat açıklaması, piyasada fiyatları düşürmüş, üreticimizin gelir kaybına uğramasına yol açmıştır. 

Bu yıl ve gelecek yıllarda da sorun yaşamaması için, TMO, gerektiğinde zaman geçirmeden piyasaya müdahale etmeli, müdahale alım fiyatını belirlerken, maliyetleri, enflasyonu ve refah payını göz önünde bulundurmalıdır.  Hasat dönemlerinde ithalat söylem ve uygulamaları ülke gündeminden çıkarılmalıdır.

Baklagillerde hasat öncesi artırılan gümrük vergileri, hasadın ardından yeniden sıfırlanmıştır. Burada amaç, iç piyasada fiyatları düşürmek için ithalat değil, yerli üretimi desteklemek ve artırmak olmalıdır.

Gümrük vergilerinin kepeklerde sıfırlanması, bazı kaba yem ve küspelerde düşürülmesini de benzer şekilde değerlendirmek gerekir. Ülkemizin bu ürünlerde artık ithalata bağımlılıktan kurtulması, yerli üretimle ihtiyacı karşılaması esas olmalıdır.                                                                                               

Önemli bir ürün grubu olan narenciyede ihracat iadeleri bir an önce açıklanmalı, yeterli miktarda ve nakit olarak verilmelidir.

Zeytin ve zeytinyağında her ne ad altında olursa olsun ithalata izin verilmemelidir. Özellikle bu yıl hem zeytinde hem de zeytinyağında rekor bir üretim beklenirken, yapılacak ithalat, çiftçimizi olağanüstü zor duruma düşürecektir.

Çayda, tüm havzada organik üretime geçilmesi durumda üreticimizin önemli ölçüde verim kaybı oluşacaktır. Bu verim düşüşünün yol açacağı gelir kaybı telafi edilmeden, organik tarım uygulamasının getireceği ek masraflar karşılanmadan tüm havzanın organik tarıma geçirilmesi çiftçimizin mağduriyetine neden olacaktır.

İhracatımız açısından çok önemli olan fındık, kuru üzüm, incir, kayısı, Antep fıstığı gibi ürünlerde, fiyat istikrarı sağlanmalı, ihracatta mevcut pazarlar korunurken, yeni pazarlar araştırılmalı, ihracat destekleri artırılmalı, ürünler katma değer kazandırılarak ihraç edilmelidir. Bu ürünlerde ülkemizin mukayeseli üstünlüğü korunmalı, kaliteden ödün verilmemelidir. Bu ürünlerde devletin etkin müdahalesi sağlanmalıdır. TMO, bu ürünlerde yapacağı müdahalelerde, gecikmeden, hızlı bir şekilde ve makul bir fiyatla piyasaya girmesi üreticimizin zarar etmesini önleyecektir.

Hatta fındık, kuru üzüm, incir, kayısı, Antep fıstığı gibi ürünler ve depolanabilir diğer ürünlerde üretici birlikleri TMO garantörlüğünde devreye girmeli, alım yapmalı, piyasayı düzenlemelidir. Ofis, kiraladığı veya inşa ettiği lisanslı depoları üretici birliklerine tahsis etmelidir.

Tüm bitkisel ürünlerimizde verimi artırmak üzere politikalar oluşturulmalıdır. İhracat, tarımımız açısından önemli bir unsur haline gelmiştir. Bu nedenle, dış pazarların talep ettiği tür ve çeşitlere yönelik üretim artırılmalı, modern teknik ve teknolojiler kullanılmalıdır. Standardizasyon, ambalajlama ve paketleme sağlanmalı, depolama olanakları artırılmalı, nakliye masrafları desteklenmelidir. Ürün kaybı en aza indirilmeli, bitki hastalık ve zararlılarıyla etkin mücadele edilmeli, rezidü tolerans sınırlarının aşılmasına izin verilmemelidir. 

Artan ithalat da tarımımız açısından sorun teşkil etmektedir. İthalatın düşürülmesi için pamuk, yağlı tohumlar başta olmak üzere üretim açığımız bulunan ürünlerin üretime ağırlık verilmelidir. Bu ürünler daha fazla desteklenmelidir.

Son yıllarda çiftçilerimiz sürekli afetlerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Afetler nedeniyle yeterli geliri elde edemeyen çiftçilerimizin çoğunluğu, kullanmış olduğu kredilerin geri ödemelerini de tam olarak yapamamıştır. Çeşitli sebeplerle kredi borçlarını geri ödeyemeyen çok sayıda çiftçimiz de bulunmaktadır.

Çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçlarının 5 yıl vadeye kadar yapılandırılmasını da içeren, 6824 sayılı Kanun 8 Mart 2017 tarihli Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanuna göre; Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılan ve 31 Aralık 2016 tarihi itibarıyla takip hesaplarında izlenen tarımsal kredi borçları yapılandırıldı.

Çiftçi borçların yapılandırılmasıyla ilgili kanundan, çiftçilerimizin çok az bir bölümü, Ziraat Bankası’na olan borçların sadece yüzde 1’i, Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçların ise yüzde 5’i yararlanabildi. Ziraat Bankası’nın ödenemeyen kredilerin takibe düşmesini beklemeden çiftçiye yeni kredi açması sebebiyle bu oran düşük kalmıştır.

Üretim devamı için Türkiye genelinde 1 Ocak 2017-31 Aralık 2017 tarihleri arasında meydana gelen tabii afetlerde ekilişleri, ürünleri, hayvan varlıkları, tesisleri ve seraları en az yüzde 30 oranında zarar gören Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı üreticilerimizin, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan düşük faizli kredi kapsamındaki borçları, yüzde 3 faiz tahakkuk ettirilmek suretiyle bir yıl ertelenmiştir.

Tabii afetlerden kaynaklı borçların ertelenmesine ilişkin kararnameden de üreticilerimizin önemli bir kısmı faydalanamamıştır.

Erteleme Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılan düşük faizli kredileri kapsamaktadır. Ziraat Bankası’ndan ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kredi alan ancak ürünlerini tarım sigortası yaptıramadığı için düşük faizli kredi kullanılamayan üreticilerimiz ile 2017 yılında diğer bankalardan kredi kullanan üreticilerimiz erteleme kararından yararlanamamıştır.

Çiftçimizin finansmanda yaşadığı sıkıntıların giderilmesi için,

Üst üste afet yaşayan çiftçilerimizin borçlarını bir defada ödeme imkanı yoktur. Doğal afet yaşayan çiftçilerimiz ile çeşitli nedenlerle borçlarını çevirmekte zorlanan çiftçilerimiz, ÇKS kaydı olsun olmasın kamu bankaları ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları faizsiz olarak uzun vadeye yayılarak yapılandırılmalıdır.

Özel bankaların da tarımsal kredilerde borç erteleme ve yapılandırma kapsamına alınması sağlanmalıdır.

Üreticilerimize faizsiz yeni uzun vadeli kredi imkanları sunulmalıdır.

Tarım sigortalarında sigorta yaptıran üretici sayısı artmakla birlikte henüz istenilen düzeye gelinememiştir. Ülkemizde Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı toplam alan dikkate alındığında sigortalanma oranı hala yüzde 20’dir. Toplam tarım alanı dikkate alındığında bu oran daha da düşmektedir.

2017 yılında, 81 ilin tamamında Birliğimizin girişimleriyle, kuru tarım alanlarında ekili buğday ürünü kuraklık verim sigortası kapsamına alınmıştır. Ancak kuraklık verim sigortası çiftçimizin taleplerini karşılamaktan uzak kalmıştır. Buğdayın yanı sıra bu yıl arpa, çavdar, yulaf ve tritikale de kuraklık verim sigortası kapsamına alındı. Kuraklık verim sigortası uygulamasında gerekli düzenlemelerin yapılarak tazminat ödemelerinin daha fazla yapılması sağlanmalıdır.

Tarım sigortası yaptıramayan veya yaptırmak istese de sigorta kapsamında yer almayan risklerle karşı karşıya kalan üreticilerimiz doğal afetler karşısında yeteri kadar korunamamaktadır. Kapsamda olmayan risklerle karşılaşan üreticilerimizin zararlarını devlet karşılamalı, kapsamda olan risklerde de prim ve ödenen tazminat miktarları yeniden gözden geçirilmeli, çiftçinin ödeyebileceği düzeyde tutulmalıdır.

Tarımın önemli yapısal sorunlarından biri de tarım arazilerimizin, miras hukukundan kaynaklanan olumsuzluklar nedeniyle, çok parçalı ve dağınık yapısıdır. Bizim de sonuna kadar desteklediğimiz Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu yürürlüktedir. Bundan sonra arazilerini büyütmek isteyen ehil mirasçılara faizsiz kredi desteği uygulaması başlatılmalı, yine arazilerini birleştirmek suretiyle işletmelerini büyütmek isteyen çiftçilerimiz desteklenmelidir.

Verimli tarım arazilerinin korunması çok önemlidir. Ülke olarak tarım arazilerimizi iyi koruduğumuzu söyleyemeyiz. 1990 yılından bu yana 4 milyon hektarın üzerinde tarım alanı kaybettik. Artık kaybedecek bir metrekare bile tarım alanımız bulunmamaktadır. İllerde Toprak Koruma Kurullarının, tarım arazilerini korumada çok iyi görev yaptığını söylemek mümkün değildir. Toprağın esas sahibi olan Ziraat Odaları, bu kurulların değişmeyen üyesi olmalı, mevzuatta bulunan kamu yararı kavramı, arazileri tarım dışına çıkarmasında keyfi olarak kullanılmamalıdır.

Bu açıdan, büyük ovaların SİT alanı olarak ilan edilmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Bu kapsama alınacak ova sayısının 184’den 250’ye çıkarılacağının ifade edilmesi oldukça önemlidir. Bizce, tüm ovalar bu kapsama alınmalı ve tarım dışına bir karış toprak bile çıkarılmamalı, bu ovalar hassasiyetle korunmalıdır.

Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığımızın yılda 1 milyon hektar toplulaştırma hedefini de memnuniyetle karşılıyoruz. Bu çalışmalar hızla tamamlanmalı, 5,6 milyon hektar olan toplulaştırılmış alan büyüklüğü en kısa zamanda 14 milyon hektara ulaştırılmalıdır. Toplulaştırma çalışmaları yapılırken, arazinin sahibi olan çiftçilerimizin haklı talepleri de karşılanmalıdır.

Bu çalışmaların tamamlanması sulama yatırımlarının da maliyetini azaltacaktır.

Ülkemizde 8,5 milyon hektar teknik ve ekonomik olarak sulanabilecek tarım arazilerimizin halen 2,15 milyon hektarını gerekli sulama altyapı yatırımları tamamlanmadığı için sulanamamaktadır. Antalya’dan daha büyük bir alanı sulayamamamız büyük bir sorun olarak ortada durmaktadır.

GAP, KOP, DAP gibi büyük sulama yatırımlarını da içeren projelerinin bir an önce tamamlanması gerekmektedir. Ülkemiz, sulama yatırımlarını tamamlaması halinde nadasa ayrılan birçok alan tarım için kullanılabilecek, başta yağlı tohumlar ve pamuk olmak üzere üretim açığımız bulunan çok sayıda üründe üretim patlaması yaşanacaktır.

Ayrıca önemli su kayıplarına neden olan ekonomik ömrünü tamamlamış sulama yatırımları acilen yenilenmeli, yüzde 60’lara varan oranlarda tasarruf sağlayan basınçlı sulama sistemleri yaygınlaştırılmalıdır.

Süt üretimi ve fiyatları acil çözülmesi gereken bir sorun haline gelmiştir.

Çiğ sütten üreticinin eline 2014 Temmuz ayında 1 lira 15 kuruş geçerken, fiyat, kimi aylarda bazı yerlerde 70-80 kuruşlara kadar inmiş, Eylül 2017’ye kadar da hiçbir zaman bu seviyeye ulaşmamıştır. Eylül ayında ortalama 1 lira 14 kuruş olan çiftçinin eline geçen çiğ süt fiyatı, bugün itibariyle 14 kuruş artarak 1 lira 28 kuruşa çıkmıştır. Hala 1 liradan süt satan üreticilerimiz de bulunmaktadır.

Bugün itibariyle süt yemi fiyatı ortalama 1 lira 13 kuruştur. Süt/yem paritesinin 1,5 olması gerektiğini uzmanlar da dile getiriyor. Bu durumda, üreticinin eline geçen çiğ süt fiyatı 1 lira 28 kuruş değil, 1 lira 69 kuruş olmalıdır. Sorunun çözümü için derhal çiğ süt fiyatları tekrar gözden geçirilmeli ve makul düzeylere çıkarılmalıdır.

Bunun yanı sıra süte verilen teşvik priminde de indirim yapılmıştır. Soğutulmuş süte verilen 8 kuruşluk destek, 4 kuruşa indirilmiştir. Üreticinin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu bu dönemde, bu karar yeniden gözden geçirilmelidir.

Kırmızı et ve sütte yerli üretimin boyutu 45,7 milyar doları bulmuştur. 28 milyar doları aşkın büyük ve küçükbaş hayvan varlığı, 17,7 milyar dolar kırmızı et ve süt üretimi olan bir ülke, yerli üretimi ihmal edemez, her yıl milyarlarca dolarlık ithalat yapamaz. Nüfus 81 milyonu bulmuş, sığınmacı, mülteci ve yabancı sayısı 5 milyonu aşmışken, hayvancılıkta dışa bağımlı yaşayamayız.

Hayvancılıkta yerli üretim korunmaz, üretim sekteye uğratılır, ahırlara yeni besi hayvanları konulmazsa, besicimiz üretimden kaçarsa o zaman ette bugünkü fiyatları bile arar, eti daha pahalı yeriz. Bunun telafisi on milyarlarca dolarla bile yapılamaz, ülke ithalata her yıl çok büyük miktarlarda döviz harcamak durumunda kalır.

2010-2017 döneminde ithalata 5 milyar dolardan fazla döviz gitmiştir. Yerli üretimi artırmamız ve ithalata son vermemiz şarttır. Hayvancılıkta daha fazla üretim için hayvan sayısını ve verimliliği artırmak zorundayız.

Hükümetimizin son yıllarda uygulamış olduğu okul çağındaki çocuklara 200 mililitre süt dağıtımı başarılı bir şekilde yürütülmektedir. Okul çağındaki çocuklara, kuru üzüm dağıtılması da önemlidir. TZOB olarak, bu programları çok önemsiyor ve atılan bu olumlu adımları sonuna kadar destekliyoruz.

Bu programlar, her iki sömestri de kapsayacak şekilde genişletilmeli, peynir, yoğurt gibi süt ürünleriyle çeşitlendirilmelidir.

Kırmızı et ihtiyacının karşılanması için küçükbaş hayvancılığa da ağırlık verilmelidir. Hükümetimizin son zamanlarda küçükbaş hayvancılığa verdiği destekleri çok olumlu buluyor ve önemsiyoruz. Desteklerin artarak devam etmesini bekliyoruz.

Küçükbaş hayvancılığın geliştirilmesi için meraların korunması ve ıslah çalışmaların hızlandırılması gerekir.

Kanatlı sektörde ülke içi tüketim belli noktalara ulaşmıştır. Sektörün kapasitesi ülke ihtiyacının çok üzerindedir. Ocak-Ekim döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre tavuk etinde yüzde 13,1, tavuk yumurtasında yüzde 6,7 üretim artışı görüldü. İhracat artışı ise Ocak-Ekim döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre kanatlı eti ve ürünlerinde yüzde 47,3, yumurta ve ürünlerinde yüzde 40,4’ü buldu. Kanatlı eti ve ürünlerinde ihracat 289,6 milyon dolardan 426,7 milyon dolara, yumurta ve ürünlerinde ihracat ise 214 milyon dolardan 300,5 milyon dolara yükseldi. Hem teknoloji hem altyapı hem de potansiyel olarak rahatlıkla dünya ülkeleriyle rekabet edebilecek seviyede olan kanatlı sektörümüz, başta Ortadoğu olmak üzere çok sayıda ülkenin kanatlı eti ve yumurta ihtiyacını karşılayabilir. Yalnız, sektörde üretim de ihracat da artarken, üreticinin kar marjındaki sorunun devam etmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Mevcut kar marjlarıyla üretici, yatırım karşılığını 30 yılda ancak alabilmektedir. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Bu sorun çözülmelidir.

Ülkemiz tarımının önemli sorunları bulunmakla birlikte çok da büyük bir potansiyeli bulunmaktadır. Çiftçimiz, bütün zor şartlara rağmen üretimden kopmuyor. Çalışıyor, üretiyor ama yeterince para kazanamıyor. Çözülmesi gereken yapısal sorunlarımız var. Maliyetler çiftçilerimizi zorluyor.

Yeterli destek verilirse, ülkemiz dünya çapında bir üretime ulaşabilir, ihracatta ön sıralarda yer alabilir. Bunun için, sorunlara yoğunlaşmalı, milletçe el ele omuz omuza vermeli, birlik ve beraberliğimizi korumalıyız. Böyle hareket ettiğimiz takdirde, 2018 yılı çok daha iyi bir yıl olacaktır. Buna yürekten inanıyorum.

Tüm çiftçimize, 2018 yılında doğal afetlerden uzak, bereketli, sorunsuz bir yıl diliyorum.

2017 yılını değerlendirdiğimiz, 2018 yılı beklentilerimize yer verdiğimiz basın toplantımıza katıldığınız için teşekkürlerimi sunuyor, hepinize ailelerinizle birlikte iyi bir yıl temenni ediyorum.

Kaynak: (HM) - Haber Merkezi Editör:
Etiketler: , , Bayraktar,, 2017, yılını, değerlendirdi,
Yorumlar
Haber Yazılımı